Slider Altına

“Her seçim, bir vazgeçiştir”

05 Ağustos 2008 Dergi: Ağustos-2008
Her seçim, bir özerklik, özgün irade gösterme gücü ise de aynı zamanda bir mutsuzluk riskidir. Bize kendi fırsatlarımızı yaratabilme olanağı tanıyan seçme süreci için, herşeyden önce birden çok seçeneğin olması gerekir. Seçenek sunulmadan verilen, kabullenmek zorunda kalınan hiç bir şey –ne kadar iyi olursa olsun- insanlarda duygusal tatmin ve mutluluk sağlamak konusunda çok fazla işe yaramıyor. Yani edindiğimiz şeyin bizi mutlu edebilmesi için seçeneklerin mevcudiyeti şart ama seçenek sunulduğunda artan tatmin duygusu, seçenek sayısı belli bir miktarın üzerine çıktığında da düşüşe geçiyor.

Bu konuda Barry Schwartz’ın yazdığı “Bolluk Paradoksu” kitabı, seçim yapmanın nasıl bir süreç ve sonuçlar silsilesi olduğunu pek çok yönü ile ele almış. (Benim kitaba bu duyduğum ilgi, biraz da Schwartz’ın ünvanından kaynaklanıyor: Sosyal Teori ve Eylem Profesörü. Yani sadece sosyal teori olsa belki sıradan gelecek, ama adamların sosyal alanda teori ve eylemi birarada ele aldığını düşündüren bu ünvan etkileyici geldi.) Schwartz, seçenek çokluğunun seçim yapma maliyetini artırması nedeniyle sonuçları ne olursa olsun tatminsizlik getireceğini öne sürüyor, seçeneksizliğin mutsuzluk getirmesi gibi. Bundan mümkün mertebe korunabilmek için yaptığımız seçimin sonucundaki beklentilerimize karar vermemiz gerektiğini söylüyor:  “en iyiyi” mi “yeterince iyiyi” mi bekliyoruz? Araştırmalara göre “en iyiyi” arayanların duygusal tatminsizliği çok daha yüksek. Bunun dışında seçim özgürlüğünün, verilen kararın sonuçlarının sorumluluk yükünü omuzlarımıza bindirmesi de var. Seçim özgürlüğünün omuzlarımıza bindirdiği yükü hafifletmenin bir yolu da, ne zaman karar vereceğimize karar vermek. 


Ekonomistler, sunulan seçeneklerden hiçbirinin niteliğinin alternatiflerinden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğine dikkat çekiyor. Ama bu fırsatlardan herbirinin bir maliyeti vardır ve birini seçtiğinizde diğerinin fırsatlarından da vaz geçmiş olursunuz.. Bu fırsatların maliyetleri sadece “maddi kazançlar” kriteri ile hesaplanmıyor. Fırsatların kişinin değer yargıları, önem öncelikleri kriterlerine uyumu konusunda da bir muhasebe yapılıyor. 

Bazen basit görünen konulardaki kararlar bile, kim olduğumuzla ilgili mesajlar verdiğine inandığımızda, önemli hale gelir. 


Verilen hatta verilemeyen kararların pişmanlık riski bulunması sebebiyle, modern toplumlarda birey, karar verme sürecini, aidiyet duygusu içinde olduğu bir topluluğa (arkadaş grubu, din, aile, vb) devrederek özgür iradelerinden vazgeçmeyi yeğleyebiliyor. Schwartz’a göre seçiciler, bir kararı önemli yapan noktaların farkına varabilen kişilerdir. Onlar sadece mevcut duruma bakarak değil, olması gerektiğine inandığı durumu düşünerek karar sürecini başlatır. Mevcut durum yerine koşullu önermelerle düşünemeseydik, yaşadığımız dünya yerine hayal ettiğimiz bir dünya için eyleme geçmeseydik, insan nesli hayatta kalamazdı, gelişmeden bahsedemezdik. 


Yaptığımız seçimlerin riski arttıkça, sonuçlarından tatmin olabilmek için sebepleri haklı çıkarma ihtiyacımız da artar. Çoğunlukla seçimin gerekçesi; dile getirilenler değil, dile getirilmemiş olanlardadır.


Sağlıklı karar verebilmek için; kendini iyi tanıma, beklentilerine “mükemmeli” değil “yeterli” olanı konumlandırma ve tabi ki kararlarının sorumluluğunu taşıma cesareti gerekiyor.


Tüm kararlarınızın mutluluk getirmesi dileğiyle...


Oya BAKIR

oyabakir@dogayayin.com


Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum