Slider Altına

“Günü kurtarmak anlayışıyla işler yürüdüğü için kurumsallaşılamıyor”

05 Şubat 2009 Dergi: Şubat-2009
“ASME Fellowship” Ödülü, çok özel bir sürpriz oldu


ASME bilindiği üzere Amerikan Makina Mühendisleri Derneği olarak 1880’de kurulmuş. 1997’de ASME International adını alarak uluslararası bir meslek örgütüne dönüşmüştür. Bugün, 125 bin civarındaki üyesiyle, dünyanın en büyük meslek örgütlerindendir. Ben de ASME’ye 1997’de katıldım. Aynı yıl, ASME Türkiye şubesini kurduk. ASME’deki 11 yıllık üyeliğim süresince, ASME Türkiye şubesinin başkan yardımcılığı ve başkanlığından sonra, ASME International’in 2002-2006 yılları arasında başkan yardımcılığı görevinde bulundum, birçok önemli komisyonunda görev aldım. ASME Başkan Yardımcılığı görev alanım, ABD, Kanada ve Meksika dışındaki tüm bölgelerdi. Özellikle bu görev sürecimde, pek çok ülkedeki mesleğimizi ilgilendiren konuları yakından inceleyebilme imkanım oldu. Oldukça yoğun ve yorucu bir dönemdi ama mesleğimin gelişimi ile ilgili, Türkiye dışındaki ülkelerde, teknoloji ve bilim alanında neler yapıldığını gördüm. Bu yönüyle emsalsiz bir deneyimdi ve çok şey kazandırdı. Bu dönemde yaptığım çalışmaları ve katıldığım diğer çalışmaları temel alarak, ASME İngiltere Şubesi tarafından, gıyabımda, ASME’nin belirli koşulları karşılayan üyelerine taltif ve takdirini gösteren “Fellowship” listesi için aday gösterildim. En az on yıldır aktif durumda ASME üyesi bulunan ve mesleğe katkıları konusunda önemli başarıları olan kişilere verilen bu ünvan için önerilen adaylar, dört aylık bir süreçte değerlendiriliyor ve ASME önceki dönem başkanlarından oluşan bir komite tarafından karara bağlanıyor. 2008 yazında aday gösterilmişim, sonbaharda onaylanmış ve Kasım ayında Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Serpil ile temas kurularak, bilhassa Senato günümüzde, sürpriz bir ziyaret tertip edilmiş. ASME İngiltere Şubesi’nden ve Loughborough Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Memiş Acar, ASME “Fellowship” beratını takdim için bizzat geldi. Bu şüphesiz ki önemli bir ödül, önemli bir nişan. ASME’nin verdiği çok özel haklara sahip oluyorsunuz. Bu ödülün 1880’den bu yana, 125 yıldan fazla bir süredir sadece 2800 kişiye verilmiş olması, onu değerli kılıyor ama bunun yanı sıra benim açımdan ABD dışında bu ödülün verildiği ilk kadın makina mühendisi olmak bir başka gurur vesilesi. Zira bilindiği gibi mesleğimizde hemcinslerimin sayısı çok fazla değil. Bense sekiz yaşımdan beri makina mühendisi olmak isteyen ve bu amacımı gerçekleştirdiğim günden beri mesleğine adeta aşık biri olarak, bayan makina mühendisi olmanın bir şeylerden alıkoyucu, engelleyici koşulu ile karşılaşmadım. Bu seçimimden her zaman mutluluk duydum. Çalışmalarımın uluslararası alanda takdir edildiğini görmek de mesleki motivasyonumu artırıyor. 




ESDA 2010’un evsahibi; Türkiye

ASME’deki faaliyetlerimizden önemli bir tanesi de 1995’ten bugüne iki yıllık periyodla gerçekleştirilen ESDA (Engineering Systems Design and Analysis)  kongrelerinden altıncısına, 2002 yılında ev sahipliği yapmamızdı. ESDA 2002 toplantısı, ASME Türkiye Şubesi ve İTÜ evsahipliğinde yapılmış, uluslararası makina mühendisliği alanında; tasarımdan yeni teknolojilere uzanan konu yelpazesinde 40 ülkeden 400’ü aşkın bildiri sunulmuştu. ESDA 2010 kongresi, yeniden Türkiye’de yapılacak. Bu kez ASME Türkiye Şubesi ile Yeditepe Üniversitesi’nin evsahipliğini yapacağı kongrede hem katılımcı hem de bildiri sayısının çok daha fazla olmasını bekliyoruz. Zira konvansiyonel alanların yanı sıra jenerik alanlar dediğimiz; nano, biyo ve biyo-nano teknolojiler de gündemin önemli sıralarına eklendi. Bu kongre için hem ülke çapında hem yurtdışından pek çok üniversite ile birlikte çalışıyoruz.


“Gözenekli Ortamlarda Isı Transferi”, bir diğer evsahipliğimiz


Çalışmalarımızın yoğunlaştığı bir diğer kongre organizasyonumuz da; 10-12 Ağustos 2009 tarihleri arasında Yeditepe Üniversitesi Kampüsü’nde yapılacak olan ve gözenekli ortamlarda ısı transferiyle ilgili “Computational Fluid Dynamics on Porous Media”.. Şimdiden 50’nin üzerinde bildiri kaydımız var. Her yıl bir Avrupa kentinde yapılan bu toplantılarda, daha spesifik bir konuya yönelik olduğu için yaklaşık 100 katılımcı yer alıyor. Sayısal yöntemlerle gözenekli ortamlarda ısı transferi alanında çalışanların biraraya geldikleri bu toplantıya evsahipliği yapmamız, ülkemizde bu alanda çalışan veya bu alana yönelmek isteyen daha fazla araştırmacımızın katılımına olanak vermesi bakımından önem taşıyor. 


Nano teknolojiler; Türkiyenin yatırım yapması gereken geleceği


Nano teknoloji alanında, dünyayı yakalayabilmemiz, uluslararası projelerde birlikte çalışabilmemiz, ülkemiz açısından çok önemli. Nasıl ki telekomünikasyonda Türkiye çağı yakalamışsa, bu başarıyı nano teknolojiler konusunda da gösterebilmemiz gerekiyor. Nano teknoloji için bir felsefe denebilir. Metrenin milyarda biri kadar küçük olan bu sistemlerde bütün mesele sadece çok küçük oluşu değil; nano mertebesinde malzemenin tüm davranışları değişiyor. Bu davranışlardan esinlenerek, mühendislikle ilgili, teknolojiyle ilgili pek çok alanda daha verimli sistemler oluşturabiliyorsunuz.. Türkiye’de bu alanda ilk kez, 2002’de gerçekleştirdiğimiz ESDA toplantısına paralel olarak bir kurs düzenlemiştik. Bu kursla nano alanındaki çalışmaların Türkiye’de yaygınlaşmasını hedeflemiştik. Bu üç günlük kursa gerek endüstriden gerek üniversite bünyelerinden anlamlı ölçekte katılım olmuştu. O günden bugüne çeşitli üniversitelerde, sanayide bu alanda uzmanlaşanlar oldu. Bilkent Üniversitesi içinde, yedi katlı ve yaklaşık 9000 metrekare kapalı alanda 62 adet laboratuvarı bulunan Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Enstitüsü (UNAM-Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Merkezi), tamamen ulusal kaynaklarla devreye girdi.  

Bu ulusal merkezin yoğun kullanılması çok önemli. 120 milyon TL bütçesi var ve büyük kısmı da kullanıldı. Hemen hemen dünyadaki pek çok merkezde olan ve oldukça pahalı cihazlar, bu merkezde de mevcut. Dünyanın teknoloji geliştiren tüm ülkelerinde bu hacimde yatırım gerektiren merkezler, pek çok arastırmacı ve araştırma enstitülerince ortak kullanılmakta. Bu merkezin assosiye üyesiyim. Merkezin tanınması ve etkin kullanılması için çalışmalarda bulunuyorum. UNAM da bunun güzel bir örneği. Uzun süreli, hedefe yönelik ve çok sayıda cihazın kullanımını içeren, çok disiplinli araştırmaların yapıldığı bir AR-GE laboratuvarı olarak kurulan UNAM’dan birkaç farklı türde yararlanmak mümkün: UNAM’ın imkanlarını kullanmak istediğiniz projeniz için bir form doldurarak projeniz hakkındaki bilgileri, gereksinimlerinizi belirterek başvuruyorsunuz, uygun görülmesi halinde cüz’i bir ücret karşılığında çalışmalarınızı UNAM’ın olanakları ile yürütebiliyorsunuz, kalacağınız yer bile ayarlanıyor. Bunun dışında AR-GE personelinizi veya desteklediğiniz doktora öğrencinizi gönderebileceğiniz eğitim programları var. Bir diğer olanak da; fiilen içinde olmayıp, oradaki araştırmacılardan, uzmanlardan, kendi çalışmalarınız içinde ortak araştırmacı olarak yararlanabilmeniz, araştırmanızın bir bölümünü onlardan talep edebilmenizdir. Yani pek çok talebe açık bir merkez. Tüm bu çalışma türleri için alınan ücretler, sadece merkezin ayakta kalabilmesi için işletme masraflarının bir kısmını karşılama amacına yöneliktir. Zaten o bedeli de proje başvurusunda  gösterebiliyor ve hizmet alımı şeklinde destek sağlayabiliyorsunuz. Gönül istiyor ki gerek sanayi kuruluşları, gerek üniversitelerimiz bu merkezden etkin biçimde yararlanabilsinler. 




Nano teknolojilerin ticari alana aktarılması


Nano teknolojiler konusunda bir diğer önemli etkinlik de 22-23 Aralık 2008 tarihlerinde yapıldı. TASSA adını verdiğimiz Türk Amerikan Bilim insanları ve Akademisyenleri Derneği (Turkish American Scientists and Scholars Association) ile Ulusal İnovasyon Girişimi Grubu’nun birlikte düzenledikleri ve Sabancı Üniversitesi’nin evsahipliğini yaptığı “Nano teknolojide Ürüne Dönüştürülebilir Araştırma ve Ticarileştirme Konferansı ve Proje Pazarı” adını taşıyan etkinlik, üniversite-sanayi işbirliği vizyonunu üst düzeyde yansıtan bir platform oldu.

Hep söyledik, hep şunu hedefledik; bilim camialarında yapılan çalışmalar, araştırmalar kendi kabuğu içinde kalmamalı, yaşama dair bir çıktıya, bir ürüne dönüşebilmeli. Danışma Kurulu Üyesi bulunduğum bu toplantı da, bunu amaçlayan en etkin girişimlerden biriydi. Etkinlikte nano teknolojiler sektörel bazda ele alındı, özellikle ihracat potansiyeli yüksek sektörler ön plandaydı. Projeleri kabul edilenlerin yol ve konaklama masrafları karşılandı; etkinlik, ücretsiz olarak izlendi. 

Yeditepe Üniversitesi TASSA’nın üyesidir. TASSA’nın vizyonu, Türkiye ile ABD arasında sürdürülebilir bir bilim köprüsü kurmak, bu köprü ile bilim insanlarının, bilginin ve teknolojinin aktarılmasını, her iki ülkedeki bilim ve teknoloji örgüt ve kurumlarının birbirleriyle ilişkilendirilmesini sağlamaktır. Dört yıl önce kurulan TASSA’nın kurucu başkanı, aynı zamanda NASA’da çalışan bir uzman. Şu andaki Başkan uzun yıllardır yakından tanıdığım, işbirliği yaptığım Drexel Üniversitesi Biyomedikal Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Banu Onaral. Üyelerinin çoğu ABD’de yerleşmiş, 30-35 yıldır orada bulunan Türk asıllı bilim adamları, doktora öğrencileri veya doktora sonrası araştırmasını yapan araştırmacılardan oluşan TASSA’nın  toplantıları ABD de yapılıyor. Nanoteknoloji toplantısı, ilk kez yurtdışında ve Türkiye’de yapıldı. 

Dört yıla yakın bir geçmişi bulunan Ulusal İnovasyon Girişimi de, Türkiye’de inovasyon politikalarının oluşturulması ve uygulanması safhalarında özel sektör-üniversite-sivil toplum işbirliğini pekiştirmek ve yönlendirmek; siyasi irade ve kamu kurumlarıyla diyaloğu geliştirerek, görüş ve öneriler hazırlayarak inovasyon politikaları oluşturma sürecine katkıda bulunmak ve inovasyon konusunda kamuoyunda bilinç oluşturmak amacıyla başlatıldı. 

Toplam 21 üye ile başlayan ve bugün 130 üyesi bulunan girişimin örgütsel yapısında, üniversite rektörleri, firma, holding, şirketler gruplarının ve sivil toplum örgütlerinin üst düzey yöneticileri yer alıyor. Ben de bu girişimin üyesi olarak birçok çalışmanın içindeyim.


TÜSİAD’da nano teknolojileri raporladı

Nano teknoloji alanında son olarak TÜSİAD’ın raporundan bahsetmek istiyorum. Nano Teknoloji ve Türkiye adı altında, TÜSİAD-Sabancı Üniversitesi Rekabet Forumu tarafından hazırlanan, Sabancı Üniversitesi’nden hocamız Prof. Dr. Yusuf Menceloğlu ve Mehmet B. Kırca tarafından kaleme alınan rapor, Kasım 2008 sonunda kamuoyuna sunuldu. Nano teknolojinin bir olanaklar platformu olarak tanımlandığı raporda nano teknolojinin Türkiye’ye nasıl bir katma değer sağlayabileceği, bunun için nasıl bir süreç izlenmesi gerektiği, nano teknoloji ürünlerinin hayata geçirilmesi ile ilgili yol haritası önerileri yer alıyor. Bu öneriler arasında nano teknolojiler alanında gerekli altyapının kurulması, finansman kaynaklarının oluşturulması, araştırmaları yürütecek bilim insanı kaynaklarının oluşturulması, gerekli iş birliği mekanizmalarının kurulması, toplumun tüm katmanlarında gereken bilincin oluşturulması ve bu sistemin etkin biçimde işleyişini sağlayacak ve destekleyecek yasaların, kurumların tesisi yer alıyor.  

Tabii ki pek çok alanda olduğu gibi toplumsal bilinç ve algının geliştirilmesi, belki de en uzun vadeli olanı. Çünkü bir anlayışın, bir bilincin yerleşmesi için, toplumun en küçük yaştaki bireylerinden başlanmasını gerektiriyor. Bu alanda çalışacak kişilerin çok küçük yaşlarda hazırlanması için bilim ve teknoloji hedefli oyuna yönelik ama bilim ve teknolojinin temel kavramlarını oyunla birlikte aktarabilecek merkezlerin oluşturulması önem taşıyor. 


“Türkiye’de Yüksek Öğretim: Eğilimler, Sorunlar ve Fırsatlar”


Biliyorsunuz Avrupa Üniversiteler Birliği’nin (European University Association), Kurumsal Değerlendirme Programı’ndan (Institutional Evaluation Programme) Yeditepe Üniversitesi olarak geçmiş, bu çalışmaları 2007’de tamamlamıştık. Esas amacımız, bu programa tabi olup sadece ileriye dönük kurumsallaşma çalışmalarımıza bir tescil sağlamak değildi. Bu, hedeflerimiz için sadece bir başlangıçtı, strateji yönetimi çalışmalarımız için ilk adımdı. İlk adımı başarıyla bitirdik; bu süreçte üniversite olarak çok şey kazandık, özdeğerlendirmemizi yaparken eksiklerimizi gördük, onları tamamlama fırsatını bulduk. Bu kazanımlarımızı, TÜSİAD’ın “Türkiye’de Yüksek Öğretim: Eğilimler, Sorunlar ve Fırsatlar” başlıklı çalışmasına yansıttık. TÜSİAD yükseköğretimle ilgili olarak hazırlamak istediği raporu, Avrupa Üniversiteler Birliği Kurumsal Değerlendirme Programı’ndan geçen üniversitelerle ve program aşamalarını yürüten temsilcilerle hazırlamak istedi. Avrupa’dan da bu üniversiteleri değerlendirmeye  gelenlerin içinden 7 kişi ve bu programı tamamlamış 17 üniversite temsilcisinden oluşan grupla hazırlanan rapor, bizlerin özdeğerlendirme raporları ve bizi değerlendirmeye gelenlerin gözlemlerinden oluşan raporların yanı sıra iki günlük iki çalıştayla sonucunda ortaya çıktı. Üniversitemiz adına bu programı ben yürüttüğüm için, rapor çalışmasına da üniversitemiz adına ben katıldım. Bu süreçten de önemli deneyimler edindiğimi söylemeliyim. Bu raporda da önemli sayılacak öneriler yer aldı. Öneriler ağırlıklı olarak özerklik ve üniversitenin bütçelenmesi çerçevesindeydi. 17 üniversite arasında tek vakıf üniversitesi bizdik. Bütçeleme ve özerklik, genellikle devlet üniversiteleri ile ilgiliydi ama vakıf üniversitesi olarak da özellikle kurumsal yapılar ve karar verme, üniversitelerin vizyonlarını öngörülerini iyi belirleyebilme ve yönetebilme üzerinde katkılarımız oldu. Yeditepe Üniversitesi olarak strateji yönetiminde, dünyadaki örneklerden daha çok yararlanarak, daha detaylı çalışmalar yaptığımız için fakültelerdeki yönetim konusunda vakıf üniversitelerinin yönetimsel farklarını dile getirdik. Burada altı çizilen önemli bir husus daha var; kurum dışına da hesap verebilmek. Yani sadece kurumun paydaşlarına değil, kurum dışına da hesap verilebilirliği çok tartıştık. 

Türkiye’de neden bir yerden bir yere gelinemiyor? Çünkü hesap soran kimse, hesap veren kimse yok. Günü kurtarmak anlayışıyla işler yürüdüğü için kurumsallaşılamıyor. Halbuki siz hedeflerinizi koyduğunuz zaman ve bu hedeflere nasıl ulaşacağınızın yöntemlerini oluşturduğunuz zaman, hedeflerinize ulaşamadığınızda da hesabı vermek zorundasınız. Hedef ne olursa olsun, o hedeflerle ilgili herkesin birbirine hesap sorabilir olması ve hesap verilebilir olması lazım. İnsan kaynaklarının oluşturulması ve yönetilmesi de önemli konulardan biriydi. Bazen Türkiye’ye bu insan kaynağı, yurtdışında altyapısını tamamlamış olarak gelebiliyor. Bu kaynağı yeterince kullanabiliyor muyuz? Yeterince yönetebiliyor muyuz? Bunu da tartıştık. Kaliteli bir eğitimin yanı sıra araştırma olanaklarının artırılması, araştırmaya verilen önem ve öğretim üyelerinin araştırma yaparken idari ve mali bürokrasilere takılmadan çalışabilmesi için gereken mekanizmanın oluşturulmasının üzerinde durduk. Programları ulusal değerlendiren Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği MÜDEK, uluslararası değerlendiren Akademik Değerlendirme ve Kalite Geliştirme Kurulu ADEK gibi değerlendirmeler kurumları var. Uluslararası yapıları sizi değerlendirmeleri için davet edersiniz, ama sürdürülebilir başarı için, iç değerlendirme mekanizmaları kurulması çok önemli. Özellikle Anadolu’daki üniversitelerimizi çok ilgilendiren meslek yüksek okulları gündeme getirildi. Meslek yüksek okullarında yapılması gerekenler, üniversite stratejisi çerçevesinde, üniversitenin bir parçası olarak, üniversiteye nasıl entegre olabilir? Bu konular da tartışma gündemiydi. İş ve sanayi dünyasından temsilcilerle kurulması arzulanan işbirliklerinin çoğu kez gerçekleşmediği de dile getirildi. Daha yakın ilişkiler kurulması gerektiği, arzu edilen çıktıların bu yolla elde edilebileceği fikirleri üzerinde duruldu. 


TÜSİAD’ın 17 üniversite temsilcisinin katılımı ile hazırlattığı Rapor, Kasım ayında Cumhurbaşkanı,YÖK Başkanı, TÜSİAD Başkanı ve bizlerin katıldığı bir toplantı ile basına tanıtıldı.  


  


Kurumsal değerlendirme için verdiğimiz hizmetler


Rektör Yardımcısı olarak atandığımda üniversitede kalitenin artırılması çalışmalarına girdik. Yapmak istediğimiz; geniş kapsamlı bir kurumsal yönetim dinamikleri kurmaktı. Strateji Dinamikleri Laboratuvarı adı altında yapmak istedik. Çıkış noktamız; “ölçemediğiniz bir şeyi yönetemiyorsunuz, ölçebilmeniz için de öncelikle tanımlayabilmeniz gerekiyor” gerçeği idi. Kurumların sürdürülebilir ve geliştirilebilir yapıları için; strateji yürütme yetkinliğine sahip olması gerekiyor. Kurduğumuz “Strateji Dinamikleri Laboratuvarı”nda verdiğimiz hizmetler üç ana başlığa ayrılıyor: Önce şu soruyu soruyoruz: Strateji yürütme süreci yetkinliğini nasıl ölçebiliyoruz? İkincisi; bu stratejileri her bir kurum kendisi belirler ama stratejimi nasıl tanımlayabilirim, bu stratejimi operasyonlara nasıl dönüştürebilirim? Dönüştürdüğüm, düşündüğüm süreçleri nasıl yönetebilirim? Üçüncü aşamada ise “strateji yürütmede bireysel yetkinliklerimi nasıl geliştirebilirim?” sorusu yanıtlanıyor. Yani hem yetkinliklerin ölçülmesini sağlıyoruz, hem tanımlamasında, yönetmesinde yardımcı olacak mekanizmaları kuruyoruz ve öğretiyoruz hem de eksiklerini kendisinin görmesini sağlıyoruz ve eksiklerini nasıl gidereceği konusunda yardımcı oluyoruz. Bu sistemi kurarken grubumuza İşletme Fakültemizden öğretim üyemiz Dr. Baransel Atçı’yı aldık. Baransel Bey, bir süre Kanada’da bulunmuş, on küsür yıl sanayide yer almış, hem üniversite hem sanayi tarafını çok iyi bilen, bu tip çalışmalarıyla Hall of Fame ödülünü alan bir arkadaşımız. Bu çalışmaları birlikte yapıyoruz. İsteyen sanayi kuruluşlarımıza da, üniversitelerimize de yardımcı oluyoruz.

Hall of Fame ödülünü almış şirketler, yetkinlikler bakımından grafikte belli bir seviyede yer alırken, bunun dışındaki herhangi bir şirket daha alt seviyede yer alıyor. Aradaki fark; strateji yönetimi açıklığı. Biz bu farkı görmelerini sağlıyoruz. Bu farkın nasıl kapatılacağını ve o seviyeye çıkılabileceğini gösteriyoruz. Bu yöntem Harvard’da Dr. Norton ve Dr. Kaplan tarafından kurulmuş, bugüne kadar pek çok şirkete ve üniversiteye uygulanmış bir yöntem; Balanced Score Card yöntemi. ASME de bu yöntemden yararlanarak yeniden yapılandı. Bu süreci yaşadığı yıllarda ASME Başkan Yardımcısıydım. Bu süreci ASME’nin içinde yaşadım, benim sorumluğumdaki süreçle ilgili kısımları yerine getirdim. Bu sistemi üniversitemizde uygulamak üzere yola çıktım, Baransel Bey’in bu işin uzmanı olarak aramıza katılması işimizi kolaylaştırdı.

Olayları oluşturan, derindeki yapıları görmek çok zor, bu yöntemlerle bunları görünür hale getiriyoruz. Bu hizmetimizden yararlanmak isteyen kuruluşlar, sadece ilk aşamayı talep edebilirler. Ama tavsiye edilen üç aşamayı da takip etmesidir. Zira yapılan araştırmalarda, 10 şirketten dokuzunun strateji yürütmede başarısız olduğu görülüyor. Bu sorunun çözüme kavuşması için gerekenleri saptamanın yanı sıra çözüme yönelik uuygulamaları modüler olarak sunmak, stratejinin planlanmasında ve yürütülmesinde üst yönetimin ve çalışanların bilgilendirilmesi, kavram, metot ve araçların kazandırılması bir bütün olarak işe yarar.  

Sanayiyi yakından tanıyan bir hocayım. Özellikle orta ölçekli sistemlerin nasıl tıkandığını müşahade ettim. Bunun geleceğimiz için çok önemli bir hizmet olduğuna inandığımdan, sadece üniversitem için bu sistemi kurmanın yanı sıra tüm yararlanmak isteyen kurum ve kuruluşların hizmetine açalım istedim. Üniversitemiz bünyesinde kurulan Strateji Dinamikleri Laboratuvarı çalışmalarının, iş dünyası için de önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. 


Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum