Slider Altına

‘Türkiye yerini ve konumunu belirlemek, kendi şahsiyetiyle dünya platformunda yerini almak zorunda...’

05 Kasım 2004 Dergi: Kasım-2004
Böyle bir bakış açısı ile yoğrulan plan ve stratejiler, gerek bireye/müteşebbise, gerekse topluma ‘değer’ üretecektir. Ekonomistlerimizin de altını çizdiği gibi, ülke kaynaklarımız, ülke geneline ne kadar homojen dağılabilirse, gelir düzeyimizin bölgelere göre farkları ne kadar minimize edilebilirse, üretilen artı değer, ülke genelinde ne kadar yükseltilebilirse, ülke huzuru, refahı, sosyal adalet hedeflerimiz, o kadar yakınlaşacaktır.

İşsizlik sorunumuza, etkili bir çözüm olarak; üretim yatırımları...

Türkiye’nin Batı bölgelerinde yoğunlaşmış endüstriyel bir güç var. Bu gücün çok az bir bölümü Ege ve Akdeniz Bölgelerinde yer alıyor. Bunun dışında Türkiye son derece bakir, endüstriyel gelişmeden uzak, çorak bir şekilde duruyor. Bütün Türkiye’nin istihdama, homojen dağılmış endüstriyel tesislerin katma değerini kullanmaya ve bir endüstriyel tesisin oluşturabileceği sorunlara karşı duyarlılığını göstermeye ihtiyacı var. Bildiğiniz gibi, endüstriyel tesisin kurulduğu bölge bir sorunlar yumağı haline geliyor. Bu sorunların; çevre sorunları başta olmak üzere, insanların dar bir alanda yaşam mücadelesi vermelerine kadar uzanan geniş bir yelpazesi var. Ülkemizin en büyük handikaplarından biri olan göç problemi, iç ve doğu bölgelerin çoraklığı nedeniyle bir türlü engellenemiyor. Ülkemizin büyük sorunlarından olan kısmi terörün az gelişmiş bölgelerimizde, yoğunlaştığı, tartışılmaz bir gerçektir. Bu durum, işsizlik faktörü ile de önemli oranda ilgilidir. Grubumuzun ‘Anadolu’da Lokal Üretim Tesisleri’ adı altındaki projesi çerçevesinde, 10 fabrika açmayı planladık. Mayıs ayından bu yana, Mersin, Çorum ve Sivas’ta üç fabrikanın açılışını gerçekleştirdik. Bu yıl sonuna kadar İzmir ve Gaziantep’teki lokal üretim tesislerimiz de devreye girecek. Anadolu’da üretim yaparak istihdamı Türkiye geneline yaymayı amaçlıyoruz. Sanayileşmenin temel hedefi olan, yaşam düzeyinin yükseltilmesi için, yerel sanayi potansiyelinden azami ölçüde yararlanılması gerekir.

Anadolu'da, yoğun olarak yaşanan işsizlik probleminin çözümünde, örnek projemizin genişletilerek diğer sektörlerde de yaygınlaştırılması etkili olacaktır. Anadolu tüm ihtiyaçlarını Batı bölgelerde üretilen ürünlerden karşılıyor. Sektörümüzün ve bizim ürünlerimiz Türkiye’nin en doğusunda da, en batısında da kullanılıyor. Demek ki bizim ürünlerimize insanlar ihtiyaç duyuyorlar.

Üretim maliyetleri kadar nakliye maliyetlerinin düşürülmesi, önemli bir rekabet avantajı sağlar

Üretim gücümüzün, daha yüksek bir satış başarısına sahip olabilmesinde maliyetler, şüphesiz önemli bir etkendir. Üretim sürecindeki maliyet kalemleri kadar, dağıtım kanallarındaki maliyet kalemleri de çok önemlidir. Tüketimin olduğu bölgede üretimi yapmak, bir çok maliyet avantajını beraberinde getirecektir. Üstelik iş gücünü, Türkiye sathına yayarak bölgesel refahın artmasına da katkı sağlayacaktır. Biz de, ‘Nerede tüketim varsa, orada üretim olmalıdır’ fikrinden yola çıktık. Nakliyesi yüksek maliyetli, havaleli ürünlerin, satış noktalarına en yakın bölgelerde üretimini sağlamak da itici gücümüz oldu.

Türkiye’yi homojen parçalara ayırarak, kritik noktalarda üretim yapmayı planladık

Markalaşmak uzun soluklu ve yüksek maliyetli bir olaydır. Bölgesel imalatçılar, çoğu zaman teknolojiyi, kaliteyi, kurumsallaşmayı ve marka gücünü elde edemedikleri için, yatırımlarında maalesef başarısız olmaktadırlar. Proje de, marka, teknoloji, kurumsal kültür ve kalite de bire bir olarak yatırımcı tarafından kullanılacak. Küçük yatırımcı da, yaklaşık sıfır risk ile kazanç elde etmiş olacak. Aynı zamanda, bu güçler sayesinde de, bölge halkının yöresinde üretilen ürünlere ilgisinin artacağı da, öngörülerimiz arasındadır. Tek taraflı olarak, kazanç elde ettirilen projeler, ütopya olmanın ötesine geçememekte ve sonucu itibariyle mutlaka birilerine zarar vermektedir. Projeye detaylı bakıldığında görüleceği gibi, hem küçük yatırımcı, hem de marka sahibi gerçek anlamda kazançlar elde edecek.

Son dönemde, hükümetimizin komşu ülkelerle yapmış olduğu gümrük anlaşmaları sayesinde de, Mardin, Ağrı Doğubeyazıt'a yapılacak yatırımlarla, Suriye, Irak ve İran'a ihracat yapılabilecektir. Bu projede, Türkiye’yi homojen bir şekilde parçalara ayırarak, kritik noktalarda üretim yapmayı planladık. Böylelikle tüketiciye yakın olmak, pazarın büyük bir bölümüne hakim olabilmek için zemin hazırlamak ve nakliye dezavantajını ortadan kaldırmak istedik. Tüm bu düşünceler Anadolu’nun belli bölgelerinde üretim noktaları açma sürecini başlattı.

İki yıl içinde her birine 1,5 milyon euro yatırım yapılacak, on adet lokal üretim tesisi hayata geçirilecek...

Türkiye haritasını 10 bölmeye ayırdık ve her biri birbirine yaklaşık 300'er km mesafede olan üretim birimleri kurmayı planlıyoruz. 300 km ile sınırlamamızın sebebi, yapmış olduğumuz analizler neticesinde nakliyenin her 300 km'de bir, ürün maliyetine kayda değer bir etki göstermesidir. Çıkış amacımız, ürünün yerinde üretilip, birim maliyetinin düşürülmesi olduğu için üretim birimleri arasındaki mesafe maksimum 300 km olacaktır. Buna istinaden, başlangıç olarak iki yıl içinde 10 adet lokal üretim tesisi kurmayı planlıyoruz. Teşvik Yasası kapsamındaki 36 ili inceledik ve şu ana kadar Mersin, Çorum, ve Sivas illerindeki fabrikalarımızı faaliyete geçirdik, Gaziantep, İzmir, ve Ordu illerinde sözleşmeler imzaladık. Önümüzdeki aylarda açılışları yapılacak. Konya, Denizli, Antalya ve Erzurum illerinde ise yatırım görüşmelerimiz devam etmektedir. Her ilde yeni bir partner bularak öz kaynağı bölüşüyoruz.

Bu partner o ilin en önde gelen ailelerinden biri oluyor. Bizim ürünümüz çok saygın ve kaliteli. Bu nedenle, ortaklık kuracağımız ailenin saygın olması, o bölgedeki imajımızı daha da güçlendirecek. Her fabrikanın ortalama yatırımı yaklaşık 1,5 milyon euro. Başlangıçta bu rakam küçük görülebilir ama her fabrika her yıl yapılacak bir milyon euro’luk yatırımla 5 yılda 5 milyon euro’luk yatırım üzerine çıkabilir. Lokal fabrikalarımızda üretilen ürünlerimizde, nakliye, enerji, amortisman, işçilik gibi maliyetlerin düşmesiyle birlikte ürün maliyetlerinde % 20’ye varan azalma olacak. Bizim üretim yaparken kullandığımız teknoloji, yeni bir teknoloji. Bu teknolojiyle üretim yapan dünyadaki üç firmadan biriyiz. Biz o firmalardan üretim konusunda iki gömlek daha iyi olduğumuzu düşünüyoruz. Çünkü tesisimiz için iki tane özel patentimiz var. Lokal fabrikaları anahtar teslim olarak biz kuruyoruz. Kurduğumuz tesisler teknolojik olarak, bizim sektörümüzde dünyanın geldiği son noktada...

İnsan gücüne dayalı yatırımlar bekleyen Anadolu’da, teknolojiye dayalı üretim tesisleri kurmak geleceğe yatırımdır...

Fabrikalarda insan gücünden çok teknoloji gücünü kullanıyoruz. Anadolu’da işsizliğin çok olması nedeniyle, insan gücüne dayalı yatırımlar bekleniyor. Rekabet ortamının çok acımasız olduğu için, insan maliyeti büyük bir rekabet dezavantajı doğuruyor.

Teknolojiye dayalı üretimlerde binlerce kişinin çalışarak ürettiği ürünleri, çok kısa sürede ve aynı oranda üreterek ciro yapma şansı var. Teknoloji ağırlıklı bir yatırımda her geçen gün kapasite artırılır ve yeni istihdamlar oluşturulur. Anahtar teslim fabrikayı kurduktan sonra bizim ve yerel ortağımızın yerine getirmesi gereken farklı sorumluluklarımız var. Bizim sorumluluklarımız; fabrikayı anahtar teslim kurmak, belli bir dönem fabrikanın bakımını yapmak, markamızı kullandırmak, kurumsal kültürümüzü birebir adapte etmek, tüm teknolojik gelişmelerimizi onlarla paylaşmak ve üretilen ürünleri satış kanallarımızla satmak. Onların görevine gelince, bizim yetiştirdiğimiz insanlarla kaliteli, düzgün üretimi gerçekleştirmek. Sadece üretim yaptığımız yerde değil, tüm çevre illere ve bölgelere de satış yapıyoruz

Hedef, Türkiye’de hayata geçirilen bu projeyi dünya geneline taşımak..

Birkaç hafta sonra 2004 yılında yurt içinde planlanan beş fabrikadan kalan iki tanesi, İzmir ve Gaziantep’te açılacak. Yurt içi yatırımların yanı sıra yurt dışı yatırımlara da çok önem veriyoruz. Azerbaycan’da temelleri atılan fabrikamız da bu yılın sonunda açılacak. Dünya genelinde de Türkiye’deki modelin benzeri fabrikalar kurmaya ve üretim noktaları oluşturmaya yönelik çalışmalarımız hızla sürüyor. Ürünlerimiz havaleli ürünler ve bu durum maliyetlerimizi birebir etkiliyor. Tüm bu şartlar, satış yapacağınız bölgede üretim yapmayı teşvik etmektedir.

Yüz yıllardır Batı’nın gelişmiş firmalarının, gelişmekte olan pazarlarda uyguladığı sistemi, biz de kendimize uyarladık. Tek bir farkımız var; onlar çok büyük rakamlarla bize teknolojilerini sattılar. Biz ise, teknolojimizin onlardan daha geri olmamasına rağmen, daha uygun fiyata satış yapıp ortaklık kuruyoruz. Dünyadaki satış ortaklıklarımız, yüzde elli hisselidir. Kendi teknolojimizi üretebilmek, hatta know-how ihraç eden düzeye gelmek için, her şeyden önce ‘beyin gücü’ desteklemeli, ‘beyin göçü’ engellenmelidir. Dizayn Grup olarak düzenlediğimiz ‘Beyin Göçüne Karşı Beyin Gücü’ kampanyasında, herkesi proje üretmeye davet ettik. Düşünen insan üstündür ve biz buna pirim veriyoruz. Dünya durdukça bu kampanyamızı sürdüreceğiz. Ülkenin kaderi haline gelen beyin göçüne göz yummayacağız. Üretken insanlar tarafından beslenen bir firmayız.

Teknoloji bağımsızlığımızın anahtarıdır...

Her üretken insan yüzde yüz konuyu çözmüş olarak gelmiyor. Ancak buradaki akademik güç, disipline olmuş teknolojik format, onların kısmi üretkenliklerini sonuca ulaştırabilir ve endüstriyel üretkenliğe dönüştürebilir. Dizayn Grup’ta bilgiyi paylaşmak da, fabrikalar gibi ortaklık anlayışımıza dayanıyor. Yani bilgiyi alıyor, değerlendiriyor, endüstriye dönüştürüyor ve bilginin sahibiyle ortaklık kuruyoruz. Bizim sektörümüzde ve Türkiye’de ciddi boyutta teknoloji üretilmiyor.

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri bu. Türkiye’deki rakiplerimiz yurtdışındaki firmalardan teknoloji ve bilgi satın alıyor. Böyle olunca her zaman dünyanın gerisinde kalıyoruz. Aslında Türk sanayisinin genel durumu budur. Türkiye’deki tüm sektörler araştırma ve geliştirme kültürünü yakalayamadıkları için, bunu yakalayan batılı firmaları finanse ediyorlar ve onlara bağımlı kalıyorlar. Böyle olunca istenilen gelişme ve ilerleme sağlanamıyor. Batı bugüne kadar bize bir teknik hegemonya uyguladı. Teknik hegemonya, beraberinde ekonomik ve siyasi hegemonyayı da getiriyor. Bizler batının sempatisiyle büyüdük ve hala o sempati içinde kendimize bir yer bulmaya çalışıyoruz.

Değer üretmeyi laf üretmeye tercih etmeliyiz. Geleceği yönetemeyecek nesillerimiz, elinde parası olup üretmeyi düşünmeyen iş adamlarımız var. Bu zafiyetlerimizden hızla kurtulmamız lazım. Ülke, mühendislerin elinde şekillenir. Siyasi, sosyal, ekonomik konular içinde mühendisliğin getireceği çözümler vardır. Alışılmışı tekrarlamayalım. Hep bir şeyleri zorlayarak kendimizi daha ileri taşıyalım. Sadece teknolojisini üreten ülkeler bağımsızdır. Türkiye yerini ve konumunu belirleyerek, kendi şahsiyetiyle dünya platformunda yerini almak zorundadır. y

İbrahim MİRMAHMUTOĞULLARI

Dizayn Grup Yönetim Kurulu Başkanı

Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum