Slider Altına

‘Sonradan Yetişmenin Psikolojisi’

05 Temmuz 2006 Dergi: Temmuz-2006
Murat Belge, ‘okur-yazar’ (literate society) olamadan, audiovisual toplum olmamızın, ‘refah toplumu’ (welfare society) olamadan ‘tüketim toplumu’ (consumed society) olmamızın, ‘batılılaşmadan’ (?) ‘batı ürünleri tüketme çılgınlığımızın’ neticesinde, ‘sonradan yetişmeyi’ bile ‘iyi’ icra edemediğimizi düşündüren bir konuşma yapıyor önce.. Sonra nedenini irdelemeye sevk ediyor; Bir şeyi, sistemi, modeli ilk yapan, ‘nasıl yapılır’ (know-how) sahibi oluyor. İlk yapana, model geliştirene çok iş düşüyor. ‘Yapmak’ için bilmek gerekiyor. Zaman, bilgiyi, sisteme dönüştürecek biçimde ince ince işliyor. Bilgi ile geliştirilen ‘know-how’ sindiriliyor. Diğerlerinin işi alıp kopyalaması için ise, ne o kadar zamana ne de bilgiye ihtiyaç duyuluyor. Sanayi devriminin ardından ulus-devletler var oluyor. Ulus-devletlerde dil ve eğitim önem kazanıyor. Atatürk dönemine bir bakın, Cumhuriyet tarihimizin belki de en önemli bilim ve sanat adamları bu dönemde yetiştiriliyor. Devlet desteği ile yurtdışına eğitime gönderiliyor. Zira bir ulus kuruluyor, var etmek, varlığının bekasını sağlamak için bilgi gerekiyor. Bu dönemde bilgi, belki de daha sonra olmadığı kadar saygın. Bu sürece ‘Batı’ bizden çok önce girmiş. Bunun için de batıda ‘okur-yazar’ (Alfabeyi sökmek anlamında değil, bilgi edinme ve yayma anlamında kullanılıyor) toplum olma, bilgi öncelik taşıyor. Bilindiği gibi radyo ve tv çok sonra geliyor. Geldiğinde, bir önceki toplum tarafından içselleşmiş ‘tercihleri, tarzlara’ uygun amaçlar doğrultusunda bir yerlere oturuyor. 20.yüzyılda ‘refah toplumu’ kavramı, pazara sürekli mal süren kapitalizmin tüketim talebini yerine getirmek için yüksek ücret politikası, yüksek sosyal güvence içeriyordu. Bu ekonomi tükendi. Neoliberalizm geldi. Biz, Atatürk döneminin ‘ulus-kurma’ sürecini tamamlayamadan terk ederek, önce ‘köşe dönme’ daha sonra ‘çağ atlama’ sürecine girdik. Yani hiçbir süreci tamamlayamadan, ‘sonradan yetişmek’ telaşına düştük. Üretmeye değil, kopyalamaya, alıp kullanmaya baktık. Bu bize zaman kazandıracaktı. En önemlisini göz ardı ettik; Üretenin, üretmek için çok bilgiye ihtiyacı var, alıp kullanan için kullanım kılavuzu yetiyor. İşte bu nedenledir ki, uzunca bir zamandır herkes, ilkokuldan üniversiteye kadar eğitimin kalitesinin düştüğünden, gençlerin giderek dünyadan ‘bihaber’ olduğundan, Türkiye’de önemli ölçeklerde araştırma yapılmadığından ve buna benzer pek çok şeyden dem vuruyor. Zira bilgi, durduk yerde, sadece ‘hobi’ olsun için talep edilmez ki. Her şeyde olduğu gibi, bilgiye de talebi ‘ihtiyaç’lar getirir. Üretmeyip, sadece kopyalayacaksak, daha fazla bilgiyi neden talep edelim?

‘Yetişmek’ sürecinde yaşam tarzları da eskiden olduğu gibi bir sınıfsallık ve statü içinden çıkmıyor. Yaşam tarzları, mallar gibi standardize edilmiş bir ürün yelpazesi gibi modelleniyor ve yine ticari bir meta gibi dolaşıma giriyor, satın alınabiliyor, pazarlanabiliyor. Yani ‘kültür’ ticarileşiyor, ‘vulgarize’ oluyor (bayağılaştırılıyor). Yaşam tarzları, ticaretin kendisine ‘kolay pazarlama’ zemini sağlayan yarış alanı oluyor. İşte bu yüzden, gittiğim serginin adı ‘Türkiye’de Hayat Tarzları’ değil, ‘Türkiye’de Hayat Tarzı Temsilleri’.. Yine bu yüzden; ‘Çağ atlamayı’ milli slogan haline getirdiğimiz 1980 sonrasını konu alıyor. Evet sergi ve etkinlikleri de güzeldi, başlığı da; ‘Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor’..

Gelecekte aradığımız kişinin kim olduğunu bile hatırlayamayacağız nasıl olsa..

(Pek tatil yazısı olmadı ama, en azından denedim..Gelecek sefere..)

Keyifli bir yaz diliyoruz.

Dr. Oya BAKIR

oyabakir@dogayayin.com

Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum