Slider Altına

‘MÜHENDİS OLARAK GELİŞMİŞLİĞİN YANI SIRA, HATTA DAHA DA ÖNÜNDE, İNSAN OLARAK, BİREY OLARAK GELİŞMİŞLİK ÖNEMLİ’

Kriz; yaşamımızın ayrılmak  istediğimiz parçası....

Son iki yılda bizim açımızdan daha önce yaşadığımız tüm krizlerden çok farklı bir durumla karşı karşıya kaldık. Bu durum, daha önceki deneyimlerimizle başa çıkabileceğimiz bir şey değildi. Bildiğimiz krizlerden farklıydı ve bu anlamda çok hazırlıksız yakalandığımızı söyleyebilirim. Daha önceki krizler-Körfez krizi olsun, 1994 krizi olsun- dönemsel, belli bir etmene bağlı veya küresel parametrelerle ilintili tıkanmanın ürünleri idi. Bu krizlerin aşılması küresel değişkenlerin uluslararası ölçekte manüplasyonu veya enflasyona dayalı büyüme hızının ivmelendirilmesi ile Ğbir biçimde-aşıldı. Örneğin 5 Nisan 1994 krizinde devalüasyon yapıldı. Hemen ardından büyüme dediğimiz şey, para basarak tekrar gündeme alındığı için Türkiye’de ciddi miktarda yatırımlar oldu ve biz, Lale Devri’ni yaşamaya devam ettik. Bu krizin etkilerini aştık. Daha doğrusu aştığımızı sandık. Çünkü yeniden iş hacmi büyüdü, önemli miktarlarda paralar kazanıldı. İş hacmi geniş olduğu için rekabet koşulları da çok ağırlaşmamıştı. Bu nedenle finansal sirkülasyon sağlanabiliyordu. Ama bu son krizde, artık denizin bittiği bir durum ortaya çıktı. Firmalar için çok fazla hamle seçeneği yoktu. Türkiye, uzunca bir dönemdir enflasyona dayalı büyüme, dış borçlanmaya dayalı finans temini ile, yani ileride ciddi bir operasyonu gerektirecek hastalığı ile, bu hastalığı görmezden gelerek dönemsel mutluluklar yarattı, yaşattı. Bu krizde ortaya çıkan şey şu oldu; Türkiye ya enflasyonunu körükleyerek, para basacak, sahte büyümelerle yatırımı körükleyecek, bu şekilde iş hacmini bir dönem daha genişletecek ve Arjantin’in vardığı noktaya varacak, ya da iş hacmindeki daralmayı göze alacak, enflasyonu dizginleyerek daha sonra gerçek anlamda, olması gereken sağlıklı büyümeyi sağlayacaktı. Şu an için ikincisi seçilmiş görünüyor. Bu yeni iktidarda bu yönde devam ederse, süreç içinde doğru bir yola girileceğini umuyorum. Bu süreçte kuşkusuz bunalımlar yaşandı, yaşanıyor da. Bu bir süre daha devam edecek. Ancak en ağır kısmını aştığımızı düşünüyorum.

Bundan sonra birden bire olmasa da istikrarlı adımlarla iyileşme sağlanacaktır. Bu anlamda politika değişikliğine gidilmezse enflasyon, sağlıklı gidişle düşürülürse Türkiye, geleceğe umutla bakabilecektir. Eski Dolce Vita hayata geri dönmeyi istemezsek, bunaldığımızda ‘iş olsun da, ne olursa olsun’ demeye direnerek, mutlak iyileşmeyi istersek kriz alışkanlığımızı geride bırakabiliriz .

Kriz ağırdı, alınan ders de.....

Bir şeyi teorik olarak bilirsiniz de, davranış değişikliğine yol açan öğrenme, galiba yaşayarak oluyor. Matematiksel olarak mevcut borç hacmimizin, ödeme için giderlerimizin kısılmaması, gelirlerimizin artırılamaması ile giderek büyüyeceği, ciddi bir çıkmaza sürekleyeceğini bu krizden önce de söylemek kuşkusuz mümkündü. Ama yine de bu krize büyük bir çoğunluğumuz hazırlıksız yakalandık. Gidişi hepimiz gördük, sonuçlarında hepimizin payı var. Bunun için hep birlikte fatura ödüyoruz. Ama bu sürecin oluşumunda belki de bizim gibi rant peşinde koşmadan kendi yaşamını, standardını üreterek, şirketinin gelişimini sağlamaya çalışan insanların suçunun en az olduğunu düşünüyorum.

‘Taşı toprağı altın’ devri kapanıyor...

Bu krizin öğrettiği şeylerden bence en önemli iki şey şunlardı: Birikimlerimizi, yatırımlarımızı taşa, toprağa, bizzat kullanmayacağımız gayrimenkullere bağlamak yerine, şirketin hareket kabiliyetini yükseltebilmek için ‘likit durma’ya, yatırımları bu perspektifle yönlendirmeye çalışmanın hayati önemini anladık. Zira bu dönem, emlak üzerindeki spekülatif değerlenmeyi tersine çevirdi. Bizler babadan gelme yatırım alışkınlığı ile, bankalara teminat olarak gayrimenkul gösterebilmek için, daha sonra üretimin karlılığını aşan bir hacimde paraya dönüştürülebileceğini görmekten dolayı, taşınmazları ‘sağlam yatırım’ olarak gördük. Edindiğimiz taşınmazların spekülatif değeri, şimdilerde reel değerlere, hatta bazı yerlerde reel değerinin bir miktar altına indi ve istenilen anda nakde dönüştürülemedi. Dönüştürmeye mecbur kalanlar, alım değerinin altında satabildi, zarar etti. Oysa çevrenize dönüp baktığınızda bu dönemde nakit birikime sahip, likit durabilen kuruluşlar ayakta kaldı. Burada yaşanan hayal kırıklığı, birikimleri yönlendireceğimiz yatırımların neler olması gerektiği konusunda büyük değişiklikler yarattı. Bu değişiklikler arasında, üretimle elde edilen kazancın, geçtiğimiz dönemlerde giderek düşen cazibesinin yeniden gündeme gelmesini görmeyi de umut etmekteyiz.

Gelecek, dış pazarlarda...

İkinci önemli ders ise; yurtdışı işlere, ihracata bakış açımızda yaşandı. Türkiye’de yeterince iş olduğu için çoğunlukla yurt dışı işlere, ancak çok iyi kar olanağı mevcut olduğunda sıcak bakılmaktaydı. Bu yaklaşımda da de-

Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum