Slider Altına

‘Homo Numericus’ diye bir şey olmaz! Lütfen...

Sanayiciler için Homo Numericus, sürekli ‘web’e bağlanan ve her an dijital devinim içindekiÊ bireyi temsil eden yeni strateji hedefi olarak ortaya çıkıyor.

İletişim pazar analizinde uzman Hadmut Holken, sabit telefon, televizyon, internet ve mobil telefon arasında tek bir desteğe bağlı olarak tesis edilebilen sayısal bütünlüğün, iletişim sektörünün yeni hedefi olduğunu belirterek, ‘Bu bütünlük, mükemmel sayısal insan yaratma yolunda büyük bir adım olabilir’ diyor. Yani aslında ‘eşyanın tabiatına aykırı’ olmakla birlikte, ‘modern toplum’ anlayışının, insanı ‘sayısallaştırma’ çabasında olduğunu anlıyor, üzerinde düşünelim diyoruz.

Bilirsiniz 2003 ve sonrası doğumlulara ‘Z’ kuşağı deniyor ve ‘tarihin sonu’. Zira tarih, insanın dış dünya ile ilişkisi içerisinde, hep ‘insanlık’ için ilerlemeyi getiren şeyleri bulması, geliştirmesi çabasının sonuçları ise, zaman boyutu içinde insanın ‘daha iyi’ için ‘evrimlenme’ süreci ise, insanın ‘kolay’ ‘konforlu’ olana zaten sahip olarak, ‘hiçbir çaba sarfetmeksizin gümüş tepside gereken her şeyin (gerçek ihtiyaçların ötesinde) sunulduğu bir dünyaya gelmiş olması, gelişme-geliştirme çabasının sonu, yani tarihin sonu gibi gözükebilir. Ama bugün, yani ‘Z’ kuşağı henüz en çok 3 yaşında iken, diğerlerinin ne yaptığına bağlı değil mi ‘tarihin sürdürülebilirliği’?

Bugün henüz doğmamışlar mı getirecek tarihin sonunu, yoksa günlük yaşamın dışına itilmeye çalışılan diğerleri, bizler mi?

Monitörsüz bir yaşamı düşünemeyen, gereken her şeyi monitör karşısında arayan, ‘gerek’lerin neler olduğunu monitör başında öğrenen bir kütle haline çevrilen insan topluluklarını ‘on-line’ yönetmek, ilk önce pazarlama alanının ilgisini çekiyor.

‘Gerçek’ olanın yerini ‘sanal’ olanın alması, ihtiyaçların, duygu ve düşüncelerin manüple edilebilmesinin ilk gereği. Sanal olanı yapılandırmak, gerçeği yapılandırmaktan çok daha mümkün. Sayılara dönüşmüş bireyleri kategorize etmek çok daha mümkün. Kategorize edilmiş sayıları işlemlere tabi tutabiliriz, toplayabiliriz, çıkartabiliriz, çarpabiliriz, bölebiliriz ve rahatlıkla ölçümleyebilir, analiz edebiliriz, bu şekilde kontrol altında tutabilir, yönetebiliriz.

Şimdi pazarlamacılar ‘ee, iyi işte, fena mı?’ diye düşünebilirler. Gıda sektöründekiler de ‘nasıl olsa Ğöyle veya böyle- bunlar beslenmeye devam edeceğine göre bizim için mahsuru yok’ diyebilirler. Ama şunu hatırlamakta yarar var; ‘Homo Numericus’ insanın diğer tanımlarının tümünü siler; en başta ‘düşünen’ varlık oluşunu.

Birey olarak yaşam sürecimiz içinde becerilerimiz, yeteneklerimizin gelişmesi beklenir. Ama ‘user-friend’ (kullanıcı dostu) sistemler, bizim yerimize düşünerek hata yapmamızı engeller. Biz de hata yapmayız, yapamayız artık. Hata yapmaya imkanımız olmadığı için, hata yapmamak için öğrenmeye ihtiyacımız da olmaz. Gelişmeyiz. Olsa olsa istenilen istikamette geliştirilebiliriz. ‘Tarihin sonu’ndan kastedilen de bu. Şimdi merak ettiğim şu: madem ki ütopyaya göre bu sayısal insan, ‘Z’ kuşağı çocukları hiçbir şey üretmeden, düşünmeden, gelişmeden, geliştirmeden ekranlarının karşısında bir ‘tüketken’ olarak uzaktan kumanda edilebilir bir biçimde öylece oturacaklar, bunların öylece oturup istenilen şeyleri tüketmesini kimler finanse edecek? Üretimsiz bir tüketimi nasıl gerçekleştirecekler? Elektrik kesildiğinde ne olacak?

Editörün Notu: Yeni yayın dönemimiz başlıyor. Tüm okurlarımızdan dergimizde okumak istediği konuları, tarzları, eksikliğini hissettiklerini bizlere iletmesini rica ediyoruz.

Daha iyisini yapabilmek için daha fazla görüşe ihtiyacımız var.

Bayramlarımız Kutlu Olsun...

Dr. Oya BAKIR

oyabakir@dogayayin.com

Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum