Slider Altına

‘Her ürün bir fikirdir, her fikir gibi bilgiye, sağlam desteklere dayanmalıdır’

Çeyrek asrı geride bırakmadan önce vardığı noktayı, Türkiye klima sektörünün sanayici kimliğini ve geleceğe yönelik şansını konuştuk; HSK’nın Kurucusu ve Genel Koordinatörü Vural EROĞLU ile. Köşemize de adını veren ‘Made in Turkey’ imzasının, uluslararası güçlü markalar arasında yerini almasını isteyen EROĞLU, tüm Türk sanayicileri gibi, klima sektörü üretici kuruluşlarının da bu hedef doğrultusunda yapması gereken şeyler olduğuna inanıyor ve ekliyor: ‘Made in Turkey kaşesini taşıyan bilgi ihracını gerçekleştireceğimiz günler de uzak değil.’


‘Made in Turkey’den önce ‘Turkey’ algısı yükselmek zorunda

‘Made in Turkey’ heyecan verici, pozitif enerji yüklü bir kavram. İnsana yenilikçiliği, girişimciliği, azmi hatırlatıyor. ‘Türkiye’ imajının, uluslararası arenada, yaşamın tüm unsurlarıyla bütünleşik olarak pozitif trend içinde algılanması sağlanmalı. Aksi takdirde ‘Made in Turkey’ imajı, sadece Türk üreticileri tarafından gereken konumu kazanamaz. Son günlerde Beşiktaş maçında öldürülen 16 yaşındaki çocukla ilgili trajedi, Avrupa televizyonlarında çok önemli haberler içinde yer almış. 16 yaşında bir futbol izleyicisinin öldürüldüğü bir ülke, dış dünyada nasıl algılanır? Kamu sağlığını hiçe sayan gıda maddeleri üretimini, turistlere yönelik tacizleri, tarikat ayinleri, büyücü, muskacılara yapılan baskınları gösteren haberler, özellikle Doğu illerimizdeki mahrumiyeti yansıtan gerçek öyküler ve buna benzer pek çok üzüntüyle karşıladığımız ülke gerçekleri... Böyle bir algıya sahip ülkenin malını satabilmek ne kadar kolaydır? Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne uyum süreci içinde yaptığı kanunların ve planladığı uygulamaların devreye girmesi lazım. Toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayılan reformlar zincirine ihtiyacımız var. Tüketici, uluslararası markaların ürünlerini alırken, en son noktada üretim yerine bakıyor. Önce o markanın ürüne yüklediği değer, karar verici oluyor, üretildiği ülke, karar verme sürecinde ön sıralarda yer almıyor. Üretildiği yer itibarıyla ürün, ‘Made in China’da olsa, ‘Made in India’ da olsa, markanın arkasında duran, aidiyeti algılanan bir ülke var. Coca Cola nerede üretilirse üretilsin, üretildiği ülkenin değil, ABD aidiyeti ile algılanıyor. Özetle ülke algısını yükseltmeden, o ülke üretimine yönelik algıyı istenilen seviyelere taşımak çok kolay değil. Bu yönde çalışmalarımız ürünlerini vermeye başladığında, klima sektörü, bu verimli iklimden en çok ivmelenecek sektörlerden biri olacaktır.

HSK’nın 23 yılı

Firmamız, 23 yıldır klima sektörüne hizmet veriyor. 1981’de HSK kurulduğunda, Türkiye'nin kapalı ekonomi ile yönetildiği zamanlardı. O dönemde ithal malzemeler yüksek gümrük duvarlarını geçerken aşırı pahalı hale geliyordu. Yerli üretim yapmak, maliyetleri dolayısı ile rekabet şansını getiriyordu. Dolayısıyla 1983 yılında HSK kendi taahhütlerinde kullanmak üzere üretim yapmaya başladı. 1986’da Türkiye ekonomik yapısı açık pazar ekonomisine dönüşünce, Amerikan YORK INTERNATIONAL firması ile Türkiye distribütörlük anlaşması yaptık. Bu aşamada HSK üretim politikalarını revize etti. Taahhüt, tamamen HSK dışına çıkarıldı. HSK üretim programı klima santralı-AHU ağırlıklı olarak geliştirildi ve YORK ürünleri ile karma yapılarak klima sistem satışı yapılabilir haline getirildi.

HSK’nın büyüme sürecinin ivmelendiği bu dönemde, HSK hvac ürünleri satışı konusunda çok iyi potansiyel elde etti. Türkiye içinde sayısız referans sahibi oldu. Bu başarı 1990’lı yıllarda Rusya yeni Cumhuriyetlerinin ortaya çıkışı ile katlanarak büyüdü. HSK artık modern üretim tesisleri olan uluslararası sertifikasyon programlarına katılan klima santralı teknolojisi üreten konumdaydı ve 2001 yılında HSK adı patent altına alınarak marka tescili yapıldı.

Bir ürün, bir misyon, bir felsefe üzerine odaklandık

Aynı yılda yurtdışı satışlarına ağırlık verme kararı aldık.

Yabancı dünya klima firmaları ile karşı karşıya geldiğimizde; çok sayıda ürün yapmak yerine, az sayıda ürünü çok bilinçli şekilde yapmak tercihinin, pazarda yer edinmenin asıl unsuru olduğunu gördük. Ürün sayımızı azalttık. Bir ürün, bir misyon, bir felsefe üzerine odaklandık. Ürün; klima santralı idi. Misyon; bu alandaki en yeni, verimli teknolojileri, en uygun fiyatlarla müşteri taleplerini en üst düzeyde tatmini için sunmak oldu. Bunun için de, kullanacağımız hammadde ve üretim teknolojilerinden de önce bir kurum kültürü, felsefesini yaratmak ve bu felsefeyi temel yapı taşı olarak görmek, geleceği, bu temel üzerine inşa etmek tercihinde olduk.

Bu sürecin başında, HSK’yı görmek istediğimiz yer; ‘Klima Santrali Akademisi’ kimliğine sahip olabilmekti. Bugün, bu hedefin gerçekleştiğini gördüğümüz ve gururlandığımız sonuçları elde ettik. İnsan kaynaklarımızın piyasaya yansıyan yüzü, satıcı mühendislerimizdir. Satış mühendislerimiz, bir-bir buçuk sene zarfında, müşteri görüşmelerine katılmaksızın, sadece içeride üst amirlerinin denetiminde teklif hazırlamayı öğrenirler. Bu süreçte cihazın üzerindeki bütün teknolojik gelişmeleri, akışkanlar mekaniğini, mukavemeti, ısı transferini, ses kriterlerini bilimsel prensip olarak inceleyerek eğitimlerini sürdürürler. Belirli bir seviyeye geldiği zaman, aktif satış grubuna katılırlar. Bir HSK müşteri temsilcisi, müşteriye gittiği zaman, müşterinin talebi halinde, müşteri ile proje üzerinde tartışabilecek düzeydedir. İnsan kaynaklarımız, kurum kimliğimizin önemli bir parçası ve göstergesidir. HSK sektöre, bugün başarı ile görevlerini sürdürmekte olan mühendisler kazandırmıştır. Bu da bizim Akademi özelliğimizin göstergesi. Bizim için klima santrali, bir sac kutu yapıp içine fan ve batarya koymaktan ibaret bir iş değil. Müşteri ile cihazın çalışma ömrü süresince ilişki kurabildiğimiz bir malzeme grubu. Bunun için yazılım, performans test laboratuvarı, satış öncesi ve sonrası süreç kontrolları gibi tüm alt yapı yatırımlarını göze aldık. Bugün kuruluşumuz ve ürünlerimiz DIN EN ISO 9001:2000 Belgesinin yanı sıra TSEK Belgesi, CE işareti, GOST Sertifikası ve EUROVENT Belgesine sahip.

HSK Klima santrallerinde 5.nesil hazır...

Klima santralında 4 nesil ürün geliştirdik. Aslında 16-17 sene içinde 4 nesil ürün, parlak bir tempo gibi görünmüyor. Kapalı ekonomilerin olduğu dönemdeki klima santrali anlayışını yıkıp, modüler klima santralı anlayışına geçtiğimizde çok büyük ilgi ile karşılaşmıştık. Bu yeniliğin, uzun soluklu bir ömrü oldu. Pazarın talepleri arttıkça, hizmet içeriğimizi ve ürün kimliğini geliştirdik. Kesintisiz bir süreçti ve kesintisiz devam edecek bir süreç. Dört-beş ay içinde pazara sunmaya hazırlandığımız 5.nesil bir ürünümüzün de, yine kategorisinin lokomotifi olacağı görüşündeyiz.

Her yazılım, bir senaryodur. Özgün senaryomuz; Air Ware

Klima santrali hazır bir ürün değildir. Butik bir üründür. Sipariş üzerine yapılır. Yani dizayn edenin bilgisi doğrultusunda geliştirilmiş bir klima santrali projesi bizim elimize gelir, biz o projeye uygun imalatı yaparız. Bir klima santralini oluştururken, bir çok bilginin bir araya gelmesi lazım. Çünkü enerjinin toparlandığı başka bir enerjiye dönüştürüldüğü, transfer edildiği, içine konfor şartlarının yerleştirildiği, hijyen şartlarının katıldığı, insana hitap eden bir ürün grubudur klima santralı. Bu nedenle tasarımcının, imalatçının, müteahhitlerin, ihtiyaç duyduğu parametreleri kolaylıkla belirleyebilmeleri için bir yazılım ihtiyaç duyuluyordu. Bu ihtiyaçla yola çıktık ve 2001’de Airware adını verdiğimiz klima santrali yazılımını gerçekleştirdik. Sanıyorum ki, Türkiye’de kendi klima santrali yazılımı olan ilk firmayız. Standart bir yazılımı kullanmak istemedik. Zira yazılım sizin düşündüğünüz bir senaryodur. Kendi kurguladığınız bir senaryo yerine başkalarının düşü olan bir senaryoyu alıp uygularsanız, alacağınız sonuç, size ait olmayacaktır. Aynı senaryoyu uygulayanlar arasında hiçbir bir farklılığınız kalmaz.

Airware de tamamlanmayan bir süreç olarak gelişimini sürdürüyor, bizimle birlikte yaşıyor, gelişiyor. Bize çok büyük farklılık getirdi. Kuracağımız MRP programımızın, yani materyal ve insan kaynaklarının programlandığı işletme programımızın alt tabanını oluşturuyor. Hata sayımızı azaltıyor. Daha ekonomik üretim yapıp tüketicimize daha uygun fiyatlar vermemizi temin ediyor. Müşterimiz bir şey dizayn ederken enerji ve mekanik konusunda bir sürü bilgiye ulaşmak ihtiyacında. Airware ile çalışırken ihtiyaç duyduğu bilgilerle, olması gereken sıra ile karşılaşıyor. Gerekmeyenleri elimine ederek istediği sonuca kolayca ulaşıyor. Rahat ve güvence içinde hissediyor kendisini. Sonuçta da iyi bir ürün çıkarıyor ortaya.

Programımızın üç versiyonu var. 1.versiyonu kullanıcılar için; yani proje ve seçim yapan müteahhit büroları için. 2. versiyon satıcılar için. Üçüncü versiyon üretim için. İlkinde fiyatlar yok. İkincisinde fiyatlar var. Üçüncüsünde bütün ürün ağaçlarını oluşturan, bütün dökümler çıkıyor. Bir sipariş aldığımızda 20 saniye içinde bütün ürün ağaçlarını, malzeme listelerini, kesim dosyalarını, hazırlık dosyalarını çıkarmış oluyoruz. Bize büyük bir avantaj sağlıyor.

Soğutma Kulesi seçim programımızı web adresimizi ziyaret ederek kullanabiliyorsunuz. Ama Airware ağır bir program olduğu için CD olarak talep etmeleri ve yine bize başvurup aktivasyon kodu almanız gerekiyor. Aktivasyon kodu, o firmanın bizdeki kimlik kartı gibidir. Programda yenilenme olduğunda, versiyon değişikliğinde, yeni sürümü ulaştırabilmemiz için bir kayıttır. Aksi takdirde zaman içindeki değişiklikleri, yenilikleri ulaştıramamış olacağımızdan hataya yol açılabilir.

Performans Test Laboratuvarı ile biz ne sattığımızı, müşterimiz ne aldığını kontrol edebiliyor

Performans test laboratuvarımızda ürettiğimiz cihazın müşteri ihtiyaçlarına ne şekilde karşılık verdiğini ölçebiliyoruz. Bu laboratuvar, AMCA standartlarında ve kalibrasyonuna sahiptir. National Instruments’in yazdığı Lab. view (laboratuarlar için yazdığı) programın uyarlamasını kullanıyoruz. Özellikle ihracat yapan firmalarımızdan bazıları, Witness Test (şahitli test) yapmak, cihazlarını tam olarak ölçmek istiyorlar. Laboratuvarımız bu imkanı veriyor. Azerbeycan boru hattı, Abu Dabi’deki Ticaret Odalarının binaları için gönderdiğimiz cihazlarımızda, bu testleri uygulayıp sonuçlarını müşterimize gönderdik. Müşteri ne aldığını, teslimat-montaj öncesinde de görüyor, kontrol edebiliyor.

Bir ürün, bir fikirdir

Bizim için bir ürünün üretim kararından önce, firma felsefesi içinde tutarlı bir kavram olarak tanımlanması gerekiyor. Bir ürün, bir fikirdir. Dayanağı, gerekçeleri vardır. Bu fikirsel alt yapının üretim kadrosu tarafından da pazarlama kadrosu tarafından da, satış kadrosu tarafından da bilinmesi, özümsenmesi gerekir. Ürün, bir boşluğu doldurmalı, bir ihtiyaca cevap verebilmelidir. Bu bakış açısı ile ikinci bir ürün olarak fan coil’i seçtik. Bir yıldır üzerinde çalışıyoruz. Fan coil üretimine başlamamızın sebebi; performans ve ses kriterlerini optimum seviyede çözecek bir ürün ortaya koyabilmekti. Çünkü bu noktada piyasada bir boşluk vardı. Gördük ki; ya sesten vazgeçiliyor, ya performanstan. İkisini üzerinde barındıracak bir fan coil hedefledik. Ürünümüzü geliştirdik. İtalya’da bir laboratuvarda ölçüm neticelerini aldık. Bizim hedeflediğimiz ses kriterlerinin de altına düşebildik. Alt yapısı tamamlandı. İşletme bakım talimatları, yedek parçaları, stok seviyeleri hazırlandı. Bu şekilde lansmanına başladık. Stoklu çalışacağız. Türkiye fan coil’de ağır bir ithal baskısı altında. Buna karşı, taşın altına elimizi koymamız lazım.

Hangi klima?

Klima çok geniş bir kavram. Klima denince halkın tanıdığı, split klimadır. Restoranlarda, turistik tesislerde ortam havasının klimatize edildiğini çoğu kimse bilinçli olarak ayrımsamıyor. Klima denince; bireysel klima ile sistem klimasını birbirinden ayırmak gerekiyor. İkisi de klima adı altında geçiyor ama üretimden pazarlama sürecine kadar çok farklı iki gruptur. Firmalar hem bireysel, hem sistem kliması yaparak konsantre olamıyor, gösterdikleri eforla orantılı verim alamıyorlar. Bireysel klima, bir beyaz eşya satış tekniğinde ve üretim bandında olabilir. Bizim uzmanlık alanımız, sistem klimaları. Sistem kliması da çok komplike bir disiplin aslında. Sistem klimasının içinde soğutma grupları, fan coiller, klima santralları, birbirine bağlayan hava kanalları, borular, pompalar, diğer komponentler var. Sistem klimasını ikiye ayırmak mümkün; hava tarafı grupları, makine tarafı grupları. Hava tarafı gruplarında (air sides) klima santralları, fan coilleri, ısı geri kazanım üniteleri, VAV kutuları, soğutma kulesi var. Makine grupları denince; chiller grupları ilk akla gelenler.

Sanayi devrimini iyi takip etmemiş bir ülkeyiz. Enerji, insanın hizmetine 1800’lü yıllarda girdi. Enerjiden faydalanan ürünler o zaman itibariyle geliştirilmeye başladı. Yüz-yüzelli sene önce klima teknolojisine başlayan firmaların bu gün chiller üretimindeki şansları belirgin biçimde ortadadır. Ama hava tarafındaki ürünlerde Türkiye’nin çok büyük şansı var. Türkiye’nin asıl üzerine gitmesi gereken alan budur. Hatta chillerleri de kendi içinde 100 kWh, 200 kWh ve üzeri güçler şeklinde gruplarsak; Türkiye’nin 100 kW a kadar olan grupta da şansı olabilir. Diğer gruplarda rekabet şansımızı çok yüksek görmüyorum. Piyasa da bu tespiti doğruluyor.

‘Yabancıysa iyidir’ devri kapandı. ‘Yan sanayimiz çok güçlü’ devri başlamalı

Eskiden klima santralı dahil olmak üzere, pek çok üründe, projeciden yatırımcıya kadar karar vericilerde ‘yabancı olmalı’ kanısı hakimdi. Bu gün yabancı ürün baskısı, o kadar etkin değil. Hele ‘air side’ konusu yabancı baskısından tamamen çıktı diyebiliriz. Bu çok önemli bir aşama.

Klima komponentleri üreten Türk firmalarının artması, gelişmesi lazım. Örneğin Friterm’in çalışmaları, tüm sektör için çok yararlı oluyor. Türkiye için önemli bir ihraç ürün grubu oluşturdu.

Fan imalatı yapabilecek başarılı potansiyel Türk firmaları mevcut. Fakat üretim politikalarında bitmiş ürünle ara mamul yapmayı birbirine karıştırıyorlar. Türkiye’de çok sayıda klima santrali üreticisi var. Bunların büyük çoğu, klima santrali yan ürünleri de, komponentleri de üretiyorlar. İkisinden birini tercih etmek gerekiyor. Komponent üreterek bir firmanın çok büyüyebileceğine ve yurtdışına açılabileceğine çok inanıyorum. Ne kadar yan sanayimiz varsa o kadar gelişiriz.

Dernek demek; ortak sorunlar, ortak çözümler, ortak amaçlar demek...

Pazardaki rakiplerimiz aslında en önemli ortaklarımız. Müşterimiz kadar önemli. Rakibimizin davranışları bizim için çok önemli. Müşteriye daha iyiyi sunabilmek için birbirimizle iletişim içinde olabilmemiz lazım. Bunun için de platformumuz hazır: ISKİD. ISKİD, 1993’te kuruldu. Ben de kurucular arasındayım. Dört sene Genel Sekreterlik, İki sene başkanlık yaptım. ISKİD’in ilk kurulduğu yıllarda-zaten çok az firmaydık- Türkiye’nin envanterini çıkarmak çok zor ve önemli bir konuydu. Öncelikle üretim yapan firmalar için, üreticiler derneği olarak kuruldu. En önemli amaçlardan biri envanter çıkarabilmekti. Bunun için ithalatçı kuruluşlarla da görüştük. Kendileri de derneğe dahil edildi. Ama bugün itibarıyla klima ithalatçıları ile klima imalatçıları sorunları aynı değil, bireyselcilerle sistemcilerin sorunları aynı değil. Aynı pota içinde eritmek zor oluyor. Aynı Yönetim Kurulunun, aynı mesai içinde klima matriks sisteminin tüm sorunlarına yönelik çalışmalar yapabilmesi neredeyse imkansız.

İnternette klima ile bir haber grubunda, klimada COP verimlilikleri ile ilgili piyasada üretici firmaların kullandığı terimlerin, tanımların yanlışlığından, servis teşkilatlarının eğitimsizliğinden bahsediliyor. Müşterinin güvenine mal oluyor bunlar. Çok fazla elektrik faturası ödeyen müşterinin, sistemlerin yararına duyduğu güveni ortadan kalkıyor. Sektör kaybediyor. Bu sorunun çözülmesi için ISKİD derneği içinde çalışmaların planlanması lazım. ISKİD içinde konuşulan konuların değişmesi lazım bana göre. Otomotivde nasıl imalatçıların derneği ayrı, ithalatçıların derneği ayrıdır, ama bir konfederasyon çatısı altında birleşebiliyorsa, bu modeli bizim de gözden geçirmemiz lazım. ISKİD dış satım komisyonunda çalışıyorum. Dış satım deyince tanıtım işin içine giriyor, bütçe işin içine giriyor. Gerekli bütçeyi temin için, yerli üreticilerle bir toplantı yaptık. Bir toplantıda 25 bin dolarlık fon elde ettik. Bir çok Doğu Avrupa ülkesinde, Yunanistan, Polonya, Almanya, İran, Romanya gibi ülkelerde, o ülkelerin kendi dillerinde reklam sayfalarımız çıkmaya başladı. Çok uluslu yabancı bir firmanın bu çalışmaya katılmasında bir anlam yok. Katılmamakta haklıdır. Niye buraya bin dolar bile olsa bütçe ayırsın. Bu çalışmalar, ‘Made in Turkey’ bayrağı altında çalışan kuruluşların çabasıdır. Doğrusu da budur.

Üniversite-Sanayi işbirliği ve Ar-Ge’nin tırmanın önemi

Üniversite-sanayi iş birliği çok önemli. Ama üniversite ile sanayinin ortak dili yakalaması gerekiyor. Kosgeb biraz da bunu sağlamak için ortaya çıktı. Derneklerimize üniversitelerimizden de katılıyorlar. Bu durumlarda ortak zemin yakalayabiliyoruz. Üniversitelerimiz, mühendis isdihdamı konusunda en önemli bir kaynağımız. Yine de Ar-Ge mühendisi, üretim mühendisi bulmakta zorlanıyoruz. Ar-Ge’ye özendirilmiş bir mühendise bu kariyerde neler elde edebileceğini anlatabilirsek, gelişmemiz için gerekli insan kaynağına kavuşacağız. Üniversitelere daha çok gidip, ihtiyaçlarımızı, nerede olduğumuzu daha iyi anlatmalıyız.

Ar-ge çalışmalarına başlamamız lazım, üretim mühendisi kavramını doldurmamız lazım. Maliyetlerin düşürülmesinde hatalı imalat oranının düşürülmesi çok önemli. Bilimsel üretim teknolojileri üzerine çalışmamız lazım.

Ar-Ge, klima sektörünün yeni trendi olmalı. Dernekler platformlarında bunun da konuşulması lazım. Ar-Ge’nin tüm dünya pazarlarında bir yere gelmenin ‘olmazsa olmaz’ koşulu olduğunun altı çizilmeli.

Belgelendirme kaosu

Belgelendirme konusu da büyük bir kaos. Belgelendirme, usulen, göstermelik, sıradan bir prosedür olarak alınmamalı. Bu bir yaşam biçimi. Firmanızda işleyiş prosedürlerindeki aksaklıkları belgeleri ile aşmanız lazım. ISO, firmanızı nasıl yönetiyorsanız, bunu bir kurallar manzumesi şeklinde yazın ama benim şart gördüğüm kurallarla da çelişmemeli diyor. Bunun felsefesini benimseyerek süreci takip ettiğinizde, ISO ile amaçlanan kalite yönetimi tesis edilmiş olabiliyor. Bunun dışında salt bir harcama yapılması yolu ile alınmış belgeler de olduğunu duyuyoruz ki, alana bir fayda sağlayabileceğine inanmıyoruz. Belgelenmek iyi ama, ihtiyacı varsa ve yaşam biçimi ona uygunsa yerinde bir çabadır. Belgelendirme süreci ve türleri çok iyi bilinmiyor. Bir üründe Eurovent’e uygun diye bir ibare geçiyor. Burada da bir kargaşa var. Eurovent teknik bir noterdir. Avrupa içindeki ülkelerin kurdukları, yönettikleri bir müessese, sivil toplum kuruluşudur. Sizin mamulünüzün performans verilerini belgeler. Bunu yapmadan önce sizi bir laboratuvara sokar, sizin cihaz performans değerlerinizi sınıflar. Eurovent belgesi var demek sizin cihazınızın performans değerlerinin yüksek olduğu anlamına gelmez. Aynen bir okul diplomasının noterden tasdiki gibidir. O diplomanın kalitesi hakkında bilgi vermez. Diplomanın başarıyı gösteren parametreleri noter tasdiğinde değildir. Bu kavram kargaşası Türkiye’de korkunç maliyetlere neden oluyor. Firmaların karlılıkları zaten sınırlı. Rekabetçi olabilmek için bütçelerinin önemli kısmını buralara kanalize ediyor. Masraflarını fiyatlarına yansıttığında ise rekabetçi olma avantajı iyiden iyiye kaybediliyor.

Firmalar kendileri bir alım şartnamesi koyamadıkları zaman Eurovent belgesi istiyor. Ama bu alıcıyı korumaz ki. Yanlışlık burada başlıyor. İstenen Eurovent belgesinin hangi sınıfları içermesi gerektiği belirtilmezse, getirilen cihazın Eurovent kurumundan hangi özelliğinin tasdik ettirilmiş olduğunu bilmeden alım yapılmış olunuyor. Klima santralları konusunda; ses, ısıl geçirgenlik, malzeme mukavemeti, ısıl köprüleme gibi kriterler var. Eurovent içinde ‘no requirement’ denilen bir klasman var. T5 , yani klasman dışı olarak tanımlanan bir şey. Eurovent’i var ama hiçbir klasa tabi tutulamayan bir değer mesela. O firmanın Eurovent belgesi var demek, sizin için ne ifade ediyor? Eurovent belgesi isteyen ‘neyi istediğini’ bilmesi, tanımlaması gerekiyor. Eurovent belgesi alacak kuruluşun da, Eurovent’in hangi klasına girecekse o şekilde hazırlığını yapıp ürününü göndermesi gerekir. Yoksa Eurovent’ten belge al, ARI’dan al..bunun sonu yok. ‘Neyi’ alman gerek?, ‘niye’ alman gerek? veya ‘neyi’ istemen gerek?, ‘niye’ istemen gerek? bunlar bilinmeden, bu belgelendirme kaosu, boşuna masraf, boşuna zaman kaybıdır.

Belgeleme konusundaki ; ürüne kalite belgesi, iş yerinize kalite belgesi, kullandığınız malzeme ve donanıma kalite belgesi, yönetiminize kalite belgesi, bunun sınıflamaları içinde kullandığınız mühendislik birimlerine standart getirilmesi gibi konular, iyi anlatılmalıdır. ISO ile Euroventi, TSE ve CE yi karıştıranlar aydınlatılmalıdır. ISKAV gibi kurumlarımızın da bu konuda çalışması gerekir.

Türkiye klima sektörünün yolu da çok, umudu da...

Türkiye klima sektörünün bugünkü görünümünden de mutluluk duyuyorum, geleceğine karşı da büyük umutlar besliyorum. Sektör fuarımız ISK Sodex de bunun bir göstergesidir. Seramik, banyo, sıhhi tesisat gibi ISK Sodex içeriğinde olmayan alanları çıkardığınızda, Mostra Convegno’ya erişmiş bir fuar oluşturmuş hacim sergiliyoruz.

Sınır komşularımıza bakın; hepsi fiziki yapılanma içinde. İnsana hizmet alanında yatırım yapmak durumundalar. Büyük bir pazar potansiyelimiz, şansımız var. Pazara yakınlık, lojistik gibi avantajlarımız var. Son yıllardaki krizlerle karların çok aşağıya düşmesi, klima sektörüne ciddi kan kaybettirdi. Şu an klima sektörü kar edemiyor. Hayatını idame ettirme çabası içinde. Eğer kar edemezsek Ar-Ge yapabilmek, pazar araştırmaları için finans sağlayabilmek olanaksızlaşır.

Ülkemizi idare eden hükümetlerin alacağı kararlar ve yasalarla, bu işin daha gelişeceğine inanıyorum. Sistem kliması sektörü bilgiye dayanır. Emek yoğun bir sektördür. Sermaye yoğun bir sektör değildir. Bilgileri ile kurulmuş firmalardır. Yavaş yavaş sermaye firmalarına dönüşmüştür. Sistem klimaları şirketleri kurucuları işi çok iyi bilirler, isdihdam ettiği mühendisler, zaman içinde bu konunun uzmanları haline gelmişlerdir. Yakında bilgi ihracı da yapmaya başlayacağımıza inanıyorum. Bildiğim kadarıyla bugün 400 milyon dolar civarında olan Türkiye klima sektörü hacmi çok kısa bir zaman içinde 600 milyon dolara çıkacak. Bunun yarısını sistem klimalarına ait olduğu varsayılıyor. Avrupa’da sadece klima santrali pazarı ise 980 milyon dolar. Yani alacak yolumuz var ve güçlü bir umudumuz...


Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum