Slider Altına

2. Sanayi Devrimi: “Beşikten Beşiğe” Tasarım

20 Temmuz 2016 Dergi: Temmuz-2016

Doğada canlı ya da cansız, her şeyin bir varoluş sebebi vardır. Tüm canlılar, içinde bulundukları doğanın gerektirdiği şekilde yaşayıp hayatlarını onlara tabiatın sunduğu koşullara göre şekillendirirler; insanlar hariç… İnsanların doğayı kendi arzularına göre şekillendirme çabaları, rant kavgaları, para hırsı, tabiat ananın milyarlarca yıllık muhteşem döngüsüne karşı tam bir savaş halinde. Üstelik verdiğimiz zarar sadece doğanın dengesini bozmakla kalmıyor; aynı zamanda geleceğimizi de karartıyor…

Peki bu böyle ne kadar sürecek? Sanayi ve çevrecilik kavramları her zaman birbirine ters düşen konular olarak düşünülür. Çevreciler tüm sanayi dallarına kaçınılmaz bir yok edici olarak bakarken sanayiciler de çevre duyarlılığını üretim ve büyümenin karşısında bir engel olarak görürler. Neden endüstriyel hayatın doğaya zarar vermesi gerektiği inancını yıkmaya yönelik yöntemler geliştirilemesin? Sektörümüzde tam da endüstri 4.0’ın çokça konuşulduğu bu günlerde yeni bir kavram daha ortaya çıktı; “2. Sanayi Devrimi”…

Fransız yazar Dr. Henri Laborit, "İnsan ve Kent" kitabında, çağımız insanı için asıl sorunun çevre kirlenmesine yol açan sanayi kaynaklarını ortadan kaldırmak değil, bir sanayi kolunun atıklarını başka bir sanayi kolunun enerji kaynağına dönüştürmek olduğunu söylüyordu. Laborit gibi düşünen ve "atık" kavramını bütünüyle ortadan kaldırmak isteyen mimar William McDonough, kimyager Michael Braungart ve çalışma arkadaşlarınca bugün büyük adımlar atılıyor. 1977’de henüz Yale Üniversitesi'nde öğrenciyken İrlanda’daki ilk güneş-ısıtmalı evi tasarlayan ve inşa eden McDonough, sürdürülebilir gelişme hareketinin önde gelen isimlerinden. McDonough, 1999’da Time dergisi tarafından, kanıtlanabilir ve pratik yollarla "tasarım" kavramını bütünüyle değiştirecek felsefesi ve uygulamaları sebebiyle "gezegen için kahraman" olarak kabul edilmiş. Düşüncelerini daha geniş kitlelere duyurabilmesini sağlayan ise Alman kimyager Dr. Michael Braungart ile hazırladıkları "Beşikten Beşiğe / Cradle to Cradle" (2002, North Point Press) kitabı olmuş. 1991’de Hannover kenti için sürdürülebilir tasarım ilkelerini ortaya koyan rehber niteliğinde bir çalışma olarak oluşturulmaya başlanan kitap, atık konseptini bütünüyle ortadan kaldırmaya yönelik bir bildiri niteliğinde. Bugün Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Çince ve Korece çevirileri bulunan "Cradle to Cradle: Remaking the Way We Make Things" kitabında yazarlar -yeni bir endüstriyel devrim için olduğunu söyledikleri- geleneksel üretim ve geleneksel çevreciliği canlandırabilecek bir yaklaşım sunuyorlar. Bu yeni tasarım konsepti öylesine büyük bir heyecan yaratmış durumda ki, 2. Sanayi Devrimi’ni başlattığı söyleniyor.

“Daha iyisini yapabilecekken, neden en az zararlı alternatifle yetinelim?”

McDonough ve Braungart kitapta "geri dönüşüm"ün aslında, daha sonra kullanılamayan ve düzeltilemeyen biyolojik ve teknik karma "besinler" oluşturan bir "düşük döngü" (downcycling) olduğunu söylüyorlar. "Yaşam"larının sonunda araziye boşaltılan ya da gömülen "beşikten mezara" kullanılan ürünler tasarlamak yerine, McDonough ve Braungart, malzemeleri kapalı döngülerde sürekli olarak dolaşan, devri daim yapan ürünler üreterek "beşikten beşiğe" kullanımın mümkün olduğunu savunuyor. Yeni bir endüstriyel devrim olarak niteledikleri bu yaklaşımla endüstriyi bütünüyle değiştiriyor, dönüştürüyorlar. McDonough ve Braungart’a göre, kapalı döngülerde malzemelerin devamlılığı sağlanıyor ve değerleri ekosistemlere zarar vermeksizin yükseliyor. 

"Kağıt mı plastik mi?" sorusuna "Hiçbiri..." diye yanıt veriyor McDonough ve Braungart, “daha iyisini yapabilecekken neden en az zararlı alternatifle yetinelim ki - örneğin yenilebilir alışveriş çantaları imal etmek mümkünken.” McDonough ve Braungart, işe kendi yazdıkları kitaplarından başlamış. "Beşikten Beşiğe" kitabı, alışılagelmiş kağıda basılmamış. Plastik reçine ve inorganik katkı maddelerinden yapılan, yeniden kullanılabilir ve endüstriyel işlemlerde  değerlendirilebilir, kitapta da "teknik besin" olarak adlandırılan sentetik bir "kağıt" kullanılmış. 
McDonough, başta Sürdürülebilir Gelişme için Başkanlık Ödülü (1996), Ulusal Tasarım Ödülü (2004) ve Başkanlık Yeşil Kimyaya Davet Ödülü olmak üzere mimari, çevresel, endüstriyel ve tasarım alanlarında ulusal ve uluslararası pek çok ödül kazanmış. Virginia Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde 1994 - 1999 yılları arasında verdiği derslerin ardından, bugün Stanford Üniversitesi, İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölümü'nde danışman profesörlük yapmakta olan, aralarında Çin - ABD Sürdürülebilir Gelişme Merkezi ve Madrid’deki Ekolojik Bilgi Merkezi’nin de bulunduğu pek çok oluşumda gerek başkan, gerekse aktif komite üyesi olarak yer alıyor. 

 

"C2C Evi" Uluslararası Konut Tasarım Yarışması 

Hareketin etkinlik kazanması ve farkındalığın artması amacıyla 2004 yılında Cradle to Cradle (C2C) ilkelerine uygun uluslararası bir konut tasarım yarışması düzenlenmiş. 41 ülkeden 625’ten fazla katılımın gerçekleştiği yarışmada, Matthew Coates ve Tim Meldrum tarafından geliştirilen konut projesi birinci seçilmiş. 

Yarışmada projeler, aşağıdaki 5 temel ilke üzerinden değerlendirilmiş: 

1)   Amacının anlaşılır olması: İnsanoğlunun ihtiyaçlarıyla sürdürülebilirlik arasında nasıl bir ilişki kurulduğuna dair görüşlerin ve bu konudaki hedeflerin tasarım kararları aracılığıyla ifade edilmesi 

2)   Projenin yapıcı, canlandırıcı tavrı: Tasarlanan evin "alma" sürecini durdurup "verme" sürecini başlatması

3)   Projede yeni yaklaşımlar ve yenilikçi tavır 

4)   Tasarımın ileri görüşlü bir anlayışla şekillendirilmesi 

5)   Proje aracılığıyla kuşaklararası sorumluluk için çaba sarf edilmesi (sadece insanlar değil tüm canlı türleri için)

Cradle to Cradle hareketinin faaliyetleri yarışmayla sınırlı değil. McDonough ve Braungart öncülüğünü yaptıkları bu hareketi iş yaşamına taşımışlar. William McDonough ve ortakları tarafından kurulan William McDonough + Partners Mimari ve Toplum Tasarımı (WM+P) ve Braungart ile birlikte kurdukları McDonough Braungart Tasarım Kimya (MBDC) halen faaliyetlerine devam ediyor. Bunun yanı sıra McDonough, temiz teknolojiler üzerine yoğunlaşmış 2,8 trilyon Dolar sermayeli Vantage Point Girişim Ortaklığı’nın yatırım ortaklarından biri. WM+P, Virginia’da 30 kişinin çalıştığı bir tasarım firması. 1981’den beri, evler, ofisler, kolektif kampüsler, akademik yapılar, toplumlar ve kentler tasarlayarak sürdürülebilirlik hareketine dair çok sayıda referans oluşturmuşlar. Sürdürülebilir tasarımın öncüleri olarak, firmanın tüm tasarımları, yaşayan sistemler ve işlemlerden esinlenen pozitif, çevreye duyarlı tasarım stratejileri ile şekillendiriliyor. William McDonough ve ortakları bünyesinde tasarım çabalarını destekleyen bir de araştırma departmanı bulunuyor. Departman, projelerin toplum ve yerel çevre kalitesi üzerindeki etkilerini -çoğunlukla MBDC ile yakın işbirliğiyle- değerlendiriyor. MBDC ise 1995’te, çevresel, sosyal ve ekonomik açıdan işlemlerin ve sistemleri tasarımına yeniden yön vermek üzere McDonough ve Braungart tarafından kurulmuş bir danışmanlık firması. Firmada, değerlendirme için kendilerince geliştirilmiş geniş kapsamlı "Cradle-to-Cradle Değerlendirme Sistemi" kullanılıyor. C2C değerlendirme sisteminde ürünler ve sistemler; enerji, malzeme değerlendirme, kimyasal mukayeseler, temiz üretim yeterliliği ve kalifikasyonu, sürdürülebilirlik yönetimi ve optimizasyon için  kullanılan malzemeler, malzemelerin yeniden kullanım özellikleri, enerji, su, sosyal sorumluluk kriterleri üzerinden değerlendiriliyor ve sertifikalandırılıyor. Sertifikalar da kendi içlerinde bronz, gümüş, altın ve platin olmak üzere ayrılıyor. Üstelik Türkiye’de de gittikçe popülerliği artan LEED ve BREEAM gibi bina sertifikalandırma sistemleri, puan sistemlerinde  “Cradle to Cradle Certified™” sertifikalı ürünleri dikkate alıyor.

Tam anlamıyla C2C binasının nasıl olması gerektiği, bir sergi alanına kurulan “The Unity Home” demo projesi ile gösteriliyor. Proje’de Cradle to Cradle Products Innovation Institute (Beşikten Beşiğe Ürünler İnovasyon Enstitüsü) tarafından sertifikalandırılmış 20’den fazla ürün kullanılıyor. Bu ürün çeşitliliği içinde şampuan ve sabunlardan güneş panellerine, çatı membranlarından tuvalet kağıtlarına kadar pek çok ürün bulunuyor.

Bugün önde gelen şirketlerden, Visteon, Volvo, Ford Motor Company, Nike, Herman Miller, Steelcase, Designtex, Victor Innovatex, Milliken & Co., Pendleton, SC Johnson, BASF, C2C sertifikasına sahip firmalardan bazıları. 

Prof. Dr. Hulusi Barlas: C2C ürünlerin mülkiyet hakkı değil, kullanım hakkı satılıyor

Prof. Dr. Michael Braungart tarafından Almanya’da 1987 yılında kurulan Environmental Protection Encouragement Agency (EPEA), uluslararası bir araştırma ve danışmanlık enstitüsü olarak, dünyanın her yanında yeni proseslerin, ürünlerin ve hizmetlerin tasarımında beşikten beşiğe metodolojisinin uygulanması için çalışıyor. EPEA’nın Türkiye Ofisi Direktörü Prof. Dr. Hulusi Barlas, Beşikten Beşiğe tasarım konseptinin üç esasını şöyle sıralıyor: “İlki “atık=besin”. Yani atık kavramı ortadan kalkıyor. İkincisi esas olarak güneş enerjisinin (direkt ya da depolanmış /dönüşmüş şekillerinin) kullanılıyor olması ve üçüncüsü de başta biyolojik ve kültürel olmak üzere çeşitliliğin desteklenmesi. Beşikten Beşiğe dizayn konseptine göre dünyada bugüne kadar yaklaşık 600 civarında ürün üretildi. Kompost olabilen, yani biyolojik çevrime giren tişörtlerden teknik çevrime giren büro koltuklarına, havayı temizleyen halılardan spor ayakkabılara ve mimari yapılara kadar her alanda uygulamalar gerçekleştirilmeye devam ediliyor. Tüketiciye, Beşikten Beşiğe konseptine göre üretilen ürünlerin mülkü değil “kullanım hakkı” satılıyor. Tüketici daha ürünü alırken sonunda ürünü (çevrime girmek üzere) geri vereceği ile ilgili bir sözleşme yapılıyor. Böylelikle malzemelerin sürekli çevrimlere girmesi de garanti altına alınmış oluyor.  
Prof. Dr. Hulusi Barlas, özellikle Avrupa’da ve hatta Çin’de birçok firmanın rekabet üstünlüğünü ele geçirmek için Beşikten Beşiğe konseptine göre ürünlerini yeniden tasarladıklarını belirtiyor ve ülkemizin “2. Endüstri Devrimi”ni tam zamanında yakalayabilmesi için bu konsepte ciddi bir şekilde eğilinmesi gerektiğini vurguluyor. EPEA Türkiye, şu anda özellikle Türkiye’nin önemli Holdingleri bünyesinde üretilen bazı ürünlerin Cradle to Cradle konseptine göre yeniden tasarımlarının yapılmasına çalışıyor. Var olan ürünlerin yeni bir anlayışla yeniden oluşturulması, böylelikle de biyolojik ve teknik çevrimlere sokulmaları planlanıyor.

Çavdar: “C2C anlayışı devlet politikası olmalı”

Konunun Türkiye’deki savunucuları arasındaki Design of Tasarım Proje Danışmanlık’tan İç Mimar Oya Çavdar şunları söylüyor: “Bu müthiş tasarım anlayışına göre ürünler hiçbir sentetik materyal ve toksin tortusu bırakmadan yeniden suya veya toprağa dönerek ‘biyolojik besin’ olarak tasarlanacak ya da ‘teknik besin’ kategorisinde saf ve değerli materyaller olarak sürekli kapalı devre endüstriyel dolanımda olacak. Örneğin Alman Trigema firması kompost olabilen tişört üretti. Tişörtünüz ömrünü doldurduktan sonra bahçede biyolojjk olarak parçalanabiliyor. Çevreye zarar vermeden toprak için besin oluyor. Büyükannenizin kullandığı çamaşır makinesi ömrünü doldurduktan sonra çöp olmuyor. Teknik besin kategorisinde endüstriyel dolanıma girerek başka bir ürüne, mesela torununuzun bineceği bisiklete dönüşüyor. Bisiklet ömrünü tamamladığında yine çöp olmuyor ve üretildiği malzemenin niteliğinden dolayı başka bir eşyaya dönüşüyor.”

Çavdar, çok yakın gelecekte rekabet üstünlüğünü ele geçirmenin en büyük kriterlerinden birinin Beşikten Beşiğe konseptine göre üretim olacağına dikkati çekiyor. İç Mimar Çavdar, ülkemizin “2. Endüstri Devrimi”ni yakalayabilmesi için bu konseptin devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini söylüyor.



Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum